30 Nisan 2011 Cumartesi

Kader (07) / Fuat Gencal




Golha-Farid Farjad KORBAYKUS
                           
Not: Damla usta kalem Fuat Gencal için bir tanıtım sayfası hazırlamıştır.
Fuat Gencal Özel Sayfası yarın (01 Mayıs 2011 Pazar günü)  Damla'da


KADER

(7)

                                   Okumayanlar için Kader: 01   02   03    04   05   6

Odaya giren doktor daha önce hiç görmediği doktordu. Yanındaki hemşireye;

“- Odadakileri dışarı çıkarın” talimatını verdikten sonra Kader’in yanına gitti. Kader’i uzun bir kontrol ettikten sonra elindeki dosyaya bir şeyler yazıp dışarı çıktı.

Kader de hiçbir şey anlayamamıştı. Sırt bölgesi ile çok ilgilenmişti. Sürekli öksürtüp sırtını dinlemişti. Acaba neden şüphelenmişti? Acaba ciğerlerinde sorun mu vardı? İçini bir korku sardı. Yoksa kötü bir hastalığa mı yakalanmıştı? Gerçi fazla bir ağrısı yoktu; sadece yatmaktan sırtları, belleri ağırıyordu; ama onlar da önemsiz geliyordu. İçindeki sıkıntıların geçmesini istiyordu.
Yine aklına kocası gelmişti. Şimdi nasıldı acaba? Hastanede yattığımı söylemişler miydi? Benim yokluğumu hissetmiş miydi? Kafasında bu düşünceler varken ablası odaya girdi. Yüzü asılmıştı. Belli bir şeye üzülmüştü. Ama belli etmemeye çalışıyordu. Göz göze geldiler ve ablasına;

“-Abla kötü bir şey yok değil mi?”anlamında bakmıştı. Oysa biraz daha dikkatli baksaydı o gözler çok şeyler anlatıyordu; ama ablası hemen gözlerini kaçırmış ve kendisine sesli olarak;

“-Kötü bir şey yok; ama biraz daha burada kalmamız gerekiyormuş” diyebilmişti. Kanepeye otururken de derin bir ‘ooooffffff’ çekince Kader kuşkulanmıştı. Ablasının bu şekilde iç geçirmesi ona kocasını hatırlattı. O da son zamanlarda aynı şekilde iç geçirirdi. Hele kaynanası oğluna bakmak için yanına aldığı zaman,  kaynanasının evine gitmemişti.

“-Nasıl aldıysan öyle bak. Ben gelmiyorum. Siz bakarsınız. Ben çocuklarımla ilgileneceğim”
diyerek kaynanasını oğluyla tek göndermişti. Oysa kaynanasının bütün planları alt üst olmuştu. Kaderin de gitmesi gerekiyordu o böyle planlamıştı. Kader gitmeyince oğlunu aldığına bin pişman olup, morali bozularak söylediği sözlerin altında kalmamak için mecburi bir şekilde oğlunu hemşiresi ile birlikte kendi evine götürmüştü.

Kocasının evden gidişini ağlayarak seyretmişti. Nasılda iç geçiriyordu. Bir şeyler olduğunu anlıyor, gitmek istemiyordu. Ne kadar üzülmüştü. Sanki ciğerinden bir parça kopmuştu. Ama ablası dayanmasını sabretmesini öğütlemişti;

“-Alsın baksınlar bakalım. Bakmak kolay mı? Hele hele senin gibi bakabilecekler mi? Hiç üzülme kızım onlar bakamazlar; sen kesinlikle oraya gitmeyeceksin. Onlar yalnız baksınlar bakalım kaç gün bakabilecekler.”

Ablasını dinlemişti. Kocası götürülürken sadece seyretmişti. İçi parçalansa da sabretmişti. Kocasının; “-Karım nerde? Karım gelsin” diyen gözleri hiç aklından çıkmıyor. Ağlamasına sebep oluyordu.

Ablası haklı çıkmıştı. Kocasına ana kız bir hafta bakamamışlardı. Öyle atıp tutan, Kader’i;

“-Sen ne iş yapıyorsun? Oğluma hemşiresi bakıyor” diyen kaynanası bir hafta bakamamıştı. Oğlundan bıkmıştı. Bunun ölmesinin daha hayırlı olacağını bile söyleyebilmişti. Kızı ile birlikte oğlunun gelininin kapısına bırakıp kaçmışlardı.
Kapıyı açtığında kocasını ve hemşiresini gördüğünde çok sevinmişti. Hatta onu görünce kocasının da gözlerinin içi gülmüştü. Hemen içeriye almış. Kocasını hemen yatağına yatırmıştı. Zaten hiç kaldırmamıştı. Geleceğini biliyordu da bu kadar çabuk olacağını tahmin edememişti. Ne de olsa annesiydi oğlunu atamaz diye düşünmüştü. Biraz sabreder dayanır. Fakat nasıl bir anneymiş ki oğlunun ölmesinin daha hayırlı olabileceğini söyleyebiliyordu.

Kocası gelince bir süre ne kaynanası ne de görümcesi hiç uğramadılar. Çünkü utanmışlardı. Ne de olsa kader el kızıydı onların oğullarını çiçek gibi bakıyordu. Hiç erinmeden bir kez olsun of demeden her zaman Allah razı olsun demeleri gerekirken onlar sürekli zulüm yapmışlardı.
*
Gözlerini tavanda aşağı doğru ip öre öre inen örümceğe dikmişti. Öylece bakıyordu. Örümcekte hızlı bir şekilde aşağı doğru iniyordu. Evde olsaydı;
“-Bugün misafir gelecek” der hazırlık yapmaya başlardı.

Hastaneye misafir geldiğini hiç duymamıştı. Bugün ziyaretçileri gelip gitmişlerdi. Daha da gelen giden olamazdı. Aklına tanımadığı adam geldi. Göz ucuyla ablasına baktı. Ablası tek başına oturuyor. Elindeki mekanik tespih ile zikir ediyordu. Yine nereye gitmişti bu adam. Çok esrarengiz biriydi. Acaba akrabalarımızdan birimi idi? yabancı olsa ablam bu kadar rahat her şeyi anlata bilimiydi? Hayır anlatamazdı. Kesin ablasının tanıdığı akrabalardan biri olmalı idi. Kim olduğunu öğrenecekti.

Örümcek yastığının kenarına inmişti. Kafasına doğru yürümeye başladı. Korkmuştu. Kafasını kenara doğru çekince ablasının dikkatini çekti. Ablası ayağa kalkarak ne olduğuna baktı. Örümceği gördü. Hemen eliyle yakaladı. Pencereyi açarak elinden aşağıya doğru attı.

“-Korkma kızım bak attım”deyip ekledi;

“-Nasıl bir hastaneye geldiysek baksana börtü böcek her taraf dolu bu çok eski hastanenin doktoru çok iyi olduğu için seni buraya getirdik. İnşallah en kısa sürede eski sağlığına kavuşacaksın”

Hemen ablasına doktorun kendisine ne söylediğini sordu. Fakat ablası hemen konuyu değiştirdi. Hiçbir şey söylemeden kanepeye oturarak tespihini çekmeye başladı. Yüzü yine asılmıştı. Kesin bir şeyler biliyor ama söyleyemiyordu. Yüzü kızarmıştı. Gözlerini çok sık kırpmaya başlamıştı. Canını sıkan bir şey olmuştu. Çok belliydi. Ablasının üzülmesine dayanamıyordu. Arkasına iyice yaslandı. Konuşacak yine eski günlerdeki gibi ablasıyla dertleşecekti. Gözlerini ablasının oturduğu tarafa dikince odaya iki hemşirenin girdiğini gördü. Birinin elinde serum şişesi vardı. Yine serum takılacaktı. Ablası ayağa kalktı hemşirelere yardımcı oldu. Koluna serum şişesini takan hemşire odadan çıkınca ablası diğer hemşire ile konuşmaya başladı. Hemşire ablasına;

“-Bu ilaçlı serumdan üç şişe bitireceğiz. Tekrar bir kontrolden geçecek. Eğer gerekli görürseler belki başka hastaneye nakil edebilirler”

Ablası;

“-Acaba tehlikeli bir şey mi?” diye sorunca hemşire;

“-Ben bilmiyorum siz doktor beyle konuşursunuz”deyip odadan ayrılmıştı.

Demek başka hastalığı da çıkmıştı. Başka hastaneye götürülecekti. Kafası allak bullak olmuştu. Korkmaya başlamıştı. Ablası da biliyordu. Demek kötü bir şeydi ki kendisinden saklanıyordu. İlaçların etkisi ile kendisinden geçmişti. Gözleri ilk kez uyku için kapanıyordu. Evet, artık hiçbir şey duymuyor. Uyuyordu.

Ablası uzun bir süre yalnız oturduktan sonra tanımadığı adam odaya girmişti. Elinde gazeteler, meyve suları, sular ve yemek için kuru pasta vardı. Selam verip elindekileri komedinin üzerine bırakıp Kader’in ablasının yanına oturdu. Ablasının yüzündeki ifadeden kötü bir şeylerin olduğunu anlamakta gecikmedi.

“- Hayırdır? Kötü bir şey mi oldu?” diye sorunca ablası doktorun kendisine söylediklerini çok kısık bir şekilde anlattı. Gerçi yüksek sesle de anlatsa kader duyamazdı öyle derin bir uykudaydı ki. Hastaneye geldiğinden beri ilk defa uyuyabilmişti. Sakin bir şekilde sessiz bir uyku çekiyordu. Ablası birkaç kez kontrol etmiş;

“- Ah benim kadersiz kızım nasılda melekler gibi uyuyorsun”

Deyivermişti. Korkmaya başlamıştı ablası ya Kader’e bir şey olursa diye korkuyordu. Hiçbir şey yakıştıramıyordu. Sürekli dua ediyordu. Kanepeye oturduğunda yarın olacaklardan habersiz bir şekilde düşünüyordu. Tanımadığı adama daha anlatacak çok şeyler vardı ama kafası çok karışmıştı.

O gece çok uzun olmuştu. Sabah bir türlü olmuyordu. Gelen hemşireler ellerindeki reçeteyi ablasına vermişler ve

“-Bu reçetenin hemen alınması gerekiyor” demişlerdi. Ablası tanımadığı adamı reçeteyi yaptırmak için göndermişti. Neler oluyordu. Her şey iyiye giderken bir yerde aksilik mi olmuştu. Neden reçete yaptırılıyordu.

Aradan bir saat geçmemişti ki reçete hazırlanmıştı. Kader’in serum şişesine sıkılan bir sürü ilaç vardı. Ablası herkesi aramış Kader hakkında bilgi vermişti. Korktuğunu söylemişti. Sabah mutlaka yanlarında olmalarını istemişti.
*

Sabaha kadar hemşireler kaderi kontrol etmişlerdi. Kader hiç uyanmıyordu. Sanki uykusuz geçen gecelerin acısını çıkarıyordu. Sessiz uyuyan Kader’in şimdi uyurken kaşları çatılıyor. Birileri ile konuşuyordu. Sayıklıyordu. Çocukluğunda da bir şeyi çok istediği zaman uykusunda konuşur o şeyi istediğini belli ederdi. Şimdi kocasının adını sayıklıyordu. Ara ara konuşması duyuluyordu. Hemşireler bile söylediği ismin kime ait olduğunu sormuşlardı. Kocası olduğu söylendiğinde;

“- Abla kocasını istiyor. Yarın çağırın gelsin kocası”

Ablası tamam anlamında başını sallamış geçiştirmişti. Başı ağırmaya başlamıştı. Hemşirelerden ilaç istedi. İlacını içti. Başını tülbent ile iyice bağlayıp biraz ağrısını geçirmeye çalıştı. Kanepede ayaklarını uzatarak uyumaya çalıştı. Tanımadığı adam hastane kantinine gitmişti. Işıkları söndürmüşler. Uyumaya başlamıştı.
Ablası Uykusunda hastanenin yandığını görmüştü bütün odalardan alevler çıkıyordu. O da telaş içerisinde kardeşini arıyordu. Fakat alevler Kader’e ulaşmasını engelliyordu. Korku ve panik halinde uyandığın da odanın çok kalabalık olduğunu gördü. Doktorlar, hemşireler, hatta hastabakıcılar bile odadaydılar. Onları görünce ablasının korkusu bir kat daha arttı. Başı döndü ve tekrar kanepeye çöktü. Bu durumu gören doktor;

“-Hanımefendi korkmayın, kardeşinizi bugün bu hastaneden çıkarıyoruz. Şimdi hemşireler kendisini hazırlayacaklar. Ambulansla başka bir hastaneye nakil edeceğiz. Tedavisine orada devam edilecek.”

Ablası hemen toparlandı. Kendilerine ait olan tüm eşyaları bir çantaya doldurup, tanımadığı adama vermişti. O da heyecanlanmıştı. Ablasına yardım ediyordu. Ablası;

“-Erken gelin dedim. Ben yalnızım korkarım bizi yalnız bırakmayın dedim ama dinlemiyorlar ki bak bizi sevk ettiler siz hala ortalarda yoksunuz” diye söyleniyordu.

Yüzü sapsarı olan ve boş gözlerle etrafa bakıp ne olduğunu anlamaya çalışan Kader’i hastabakıcılar sedyeye yatırmışlar ve odadan çıkarmaya çalışıyorlardı. Ablası bir hamle ile kardeşinin elini tutup;

“-Korkma kızım başka hastanede daha iyi olacaksın, bak gör.” diye moral vermeye çalışıyordu. O arada eniştesini gördüler. Tek o gelmişti. Ablası kocasını görünce biraz rahatlamıştı. Kader’in elini tutarak hastane koridorlarında çıkışa doğru ilerliyorlardı. Gözlerini kapattı. Karşısında annesini gördü. İlk defa böyle bir şey oluyordu. Korkuyla açtı gözlerini bir müddet sonra tekrar kapattı. Yine annesini gördü annesi ona;
“-Korkma kızım korkma” sürekli aynı şeyi söylüyordu. Annesi de elinden tutmuştu. Ambulansa bindirirken şöyle bir etrafına bakındı. Ablası, eniştesi, tanımadığı adam hemşireler, hastabakıcılar vardı; hepsi kendisi için bir uğraşı veriyorlardı. Annesini göremedi. Kader bir bilinmeze doğru gidiyordu. Ne oluyordu. Ya da daha neler olacaktı. Hiç bilmiyordu. Yalnız sürekli kalbinden dua okuyor Allah tan hiç olmazsa bundan sonraki hayatı için iyi ve güzel günler diliyordu.
Ambulans acı acı siren çalarak hastaneden ayrılıp yola girdiğinde Kader gözlerini kapatıp hiçbir şey düşünmemeye çalışıyordu. Acaba bundan sonra onu nasıl bir kader bekliyordu. Korkuyor, sürekli dua ediyordu. Bir müddet sonra siren seslerini de duymaz olmuştu.
Fuat Gencal

I. Bölümün sonu

Not: Damla usta kalem Fuat Gencal için bir tanıtım sayfası hazırlamıştır.
Fuat Gencal Özel Sayfası yarın (01 Mayıs 2011 Pazar günü)  Damla'da

 Kader: 01   02   03    04   05   6         




2 yorum:

  1. sonunu çok merakla bekliyorum.saygılar.

    YanıtlaSil
  2. başta sonuna kadar ağlayarak okudum. çok zamandır kitap okumuyordum deşarj olmamı sağladı devamını büyük bir merakla bekliyorum kaleminize sağlık.

    YanıtlaSil