30 Nisan 2011 Cumartesi

Kader (06) / Fuat Gencal






KADER
(6)

 Okumayanlar için Kader: 01   02   03    04   05  


Üç ay yoğun bakımda kalan kocasını normal odaya çıkardıklarında sadece boş gözlerle etrafa bakıyordu. Mama ile besleniyor. Çocuk gibi bezleniyordu.
Normal odaya aldıklarında çok sevinmişti. Ölmemişti kocası. Bak, normal odaya gelmişti. Artık zamanla eve bile dönebilirdi. Böyle düşünüyordu.
Nitekim düşündüğü gibi de oldu. Yaklaşık 5 ay hastane de kaldıktan sonra evine gönderilmişti kocası.
Evde özel bir yatak hazırlanmış. Özel bir hemşire bakımını üstlenmişti. Evde tedavi edilecekti. Kaynanası olmasa belki daha da iyi olacaktı kocası.
Kadere sürekli bağırıyor. Kadını deli ediyordu. Kocasının yanından ayrılmayan Kader’i yine eskisi gibi çalıştırmak özel işlerini yaptırmak istiyordu. Ve sürekli;

“-Oğlumun özel hemşiresi var. O oğluma bakıyor. Sen orada ne yapıyorsun? Buraya gel yapılacak çok işler var”


Sürekli kendi evine çağırması Kader’i çok üzüyordu. Çünkü kocasının yanından ayrıldığı zamanlarda kocası bir çocuk gibi ağlamaya başlıyordu. Kocasının ağlamasına hiç dayanamıyordu. Onu ağlarken hiç görmemişti. Çaresiz bir şekilde ağlaması çok etkiliyordu ve kaynanasına;

“- Anne ben kocamın yanında olmadığım zaman ağlıyor gitmemi istemiyor” diyordu; ama kaynanasını ikna edemiyordu.

Tam bir yıl kocasına evde baktı. Tüm bakımlarını o kadar güzel yaptı ki kocası artık çocuklarını, kendisini tanımaya başlamıştı. Ufak ufak bazı kelimeleri söyleyebiliyor. Ama hala yatakta ve altı bezleniyordu.
Çok inanıyordu. Kocası yakında yataktan da kalkabilecek kendi ihtiyaçlarını görebilecekti. Bu inançla sarılmıştı kocasına kaynanasının ve görümcesinin yaptığı çileleri hep içine atıyor; kocasına hissettirmemeye çalışıyordu. Çünkü 15 günde bir gelen doktor çok sıkı tembihte bulunmuştu;

“- Her ne olursa olsun hastanın yanında üzülebileceği bir şey yapmayın. Eğer öyle bir durum olursa yapılan bütün tedaviler boşa gider. Tekrar başa döneriz.”

Böyle diyordu. O nedenle çok dikkat ediyorlardı. Ama kaynanası ve görümcesi sanki oğullarının iyileşmesini istemiyorlar gibi sürekli huzursuzluklar çıkarıyorlardı. İster istemez bu olumsuz durumlardan kocası da etkileniyor iyileşmesi gecikiyordu.

Artık kocası onun üçüncü çocuğu gibi olmuştu. Sabır ederek hiç erinmeden kocasının tüm hizmetlerini yapıyordu. Aynı küçük bir bebek gibi ona her şeyi öğretiyordu. Çok da başarılı olmuştu.
Gelen doktorlar hastanın durumunun her gün daha iyiye gittiğini söylüyorlardı. Yine kocası ile ilgilendiği bir gün kaynanası gelerek;

“- Artık oğlumu alıp kendi evimde bakacağım. Sen iyi bakamıyorsun. Bak nasıl zayıfladı oğlum” gibi sözler söyleyerek oğlunun iyi bakılmadığını, zayıfladığını kendi bakarsa ona çok iyi bakacağını belirtiyordu. Ama asıl amacı oğlunu kendi evine götürerek yine Kader’in evin tüm işlerini yapması idi, nasılsa oğluna bakan hemşire vardı, burada bakacağına evinde bakabilirdi. Kader de evi çeker çevirirdi. Böyle düşünüyordu. Fakat Kader kabul etmiyor kocasına kendisinin bakacağını söylüyordu.

*
Ablasının sesini duyunca bir an durdu. Ablası kimle konuşuyordu? Tanımadığı adam tekrar gelmiş ablası ile konuşmaya başlamıştı. Evet, yine ablası anlatmaya başlayacaktı. Neden anlatıyordu ki? Bu adam kimdi? Ablası;

Kader 2,5 yaşına gelene kadar çok eziyetler çektim. Babam adeta bir canavar kesilmişti başımızda sürekli dövüyordu. Kardeşlerim babamıza hiç görünmemek, dayak yememek için erkenden yatıyorlardı. Fakat yeni gelin gün içinde olan her şeyi babama naklediyor. Kardeşlerimi şikâyet ediyordu. Babam da sözde terbiye etmek için uyuyan çocukları uykudan uyandırıyor sıra dayağına çekiyordu. Çocukların ağızlarından ve burunlarından kan gelinceye kadar dayak devam ediyordu. Öyle üzülüyordum ki anlatamam babama yalvarıyor araya giriyordum. O zaman da beni dövüyordu. O günleri hiç unutamıyorum. Benim ve kardeşlerimin tüm vücutları çürük, yara bere içerisindeydi.

Hiç unutmam bir gece yine babam beni dövüyordu öyle kendinden geçmiş bir vaziyette idi ki ağzım kan içinde kalmıştı. Sebepsiz yere dayak yemiştim.
Yeni gelinin kaprisleri yüzünden eziyet görüyorduk. Babama ders vermek ona acı vermek için canıma kıymaya karar vermiştim. Artık canıma tak etmişti. Dayanamıyordum. Eğer ölürsem babam belki yaptıklarına pişman olur. Üzülür ve kardeşlerime iyi davranırdı.
İki tane tel aldım ve elektrik prizine sokup elektriğe kapılıp ölecektim. Elimde teller ile odada yaşamıma son verirken kardeşlerim ağlayarak eteklerime sarıldılar ve bana;

“-Abla ne olur yapma bizleri bırakma olsun babam bizi her gün dövsün razıyız ama sen başımızdan ayrılma”

diyerek öyle ağladılar ki kendime geldim. Ben ne yapıyorum diye sordum. Ben anneme söz vermiştim kardeşlerime bakacaktım. Şimdi ne yapıyordum, sözümden gerimi dönecektim. Hemen kendimi toparladım. Kardeşlerime sarılarak onları susturdum. Onlardan özür diledim.”

Bunu ilk defa duyuyordu Kader demek ablası canına kıymak istemişti. Demek ölmek, kurtulmak istemişti. Ablasının da çok çektiğini biliyordu ama bu son sözünü ondan hiç beklemiyordu.

Odada çalan telefon bir anda tüm dikkatleri üzerine çekti. Öyle gür sesle çalıyordu ki sanki tüm hastane bu sesi duymuştu. Ablası hemen telefona koştu. Birisiyle konuşuyordu. Kader hakkında doktorların söylediklerini aynen anlatıyordu;  telefondaki kişiye arada da;

“-Yediniz kızımın başını Allah sizi bildiği gibi yapsın” gibi sözler söylüyordu. Bu sözleri söylerken Kader’in duymaması için sesini kısmaya çalışıyor; ama pek başarılı olamıyordu. Arayan kişinin kocası tarafından biri olduğunu anlamıştı.
Kaynanası olmalı idi şimdi bile Kader’in yalan yaptığını, yalan yere kendini hasta gösterdiğini düşünüyordu. Kendisinin yaptığı, söylediği sözlerin hiçbir önemi olmadığını ablasına anlatmaya çalışıyordu. Hemen aklına kaynanasının kendisine söylediği o ağır sözler geldi. Yüzünün kızardığını, başından aşağıya kaynar suların döküldüğünü hissetti.
Namusuna dil uzatmıştı. O güne kadar yapmış olduğu kötülüklere, zulümlere bir şekilde dayanabilmişti; ama bu son olay bardağı taşıran son damla olmuştu.
Kendini kaybetmişti. Sinirleri tamamen harap olmuş Kader’i bitirmişti. Artık ne kocasını ne de çocuklarını düşünebiliyordu. Beyni adeta bir noktaya kilitlenmişti. Kendini çok kötü hissediyordu. Tekrar tekrar aynı sözleri duymak Kader’in dayanma gücünü bitirmiş, bir kâğıt parçası gibi parça parça etmişti.

Ablası telefonu kapattığında gözlerini açıp ablasına baktı. Gözleri kimin aradığını sorar gibiydi. Ablası da Kadere öyle bir bakış yaptı ki arayanın kaynanası olduğunu, ona gereken dersi verdiğini anlatıyordu. Sözle bu olay kapatılır mıydı? Hayır, bu olay sözle kapatılamazdı. Ya kaynanasının cezasını kendi verecekti ya da adalete müracaat edecekti. Böyle düşünüyordu. Eğer böyle olursa belki biraz rahatlayabilirdi.

Ablası sinirli bir şekilde kanepeye oturdu. Tanımadığı adam ablasına;

“-Sakin olun. Sinirlenmeyin. Size çok ihtiyacı var. Sizin çok güçlü olmanız lazım.”
diyordu. Fakat ablasının sinirden eli ayağı titriyordu. Ve tanımadığı adama;

“-Verdim ağzının payını; ah, yanımda olsa saçını başını yolardım o kadının”

Tanımadığı adam sakinleştirmişti ablasını. Aablası anlatmaya başlamıştı. Daha doğrusu orta yerden;

“-Siz nasıl evlendiniz?”diye sorunca ablası biraz durmuş, gülümsemiş ve başını sallayarak anlatmaya başlamıştı.
*

Yine bir bahar günü amcamın oğluyla evlendim. Ya da evlendirildim. Dedemler ilk torun olduğu için amcamın oğluna kız bakmaya başladılar. Henüz askere bile gitmemiş olan amcamın oğlu dedeme benim adımı vermiş ve dedeme;

“- Eğer o olursa evlenirim. Yok, o olmazsa kesinlikle evlenmem”
demişti dedeme dedemde amcamın oğlunun beni sevdiğini anlamış ve

“- Tamamdır o iş sana kimi alacağımızı söyledin. Ben şimdi o torunumu ikna ederim. İnşallah bahar çıkmadan düğünlerinizi de yaparım”
demişti. Aradan bir iki geçmişti. Ben evde kardeşlerimi okula göndermiştim. Yeni gelin köye annesinin yanına gezmeye gitmişti. Babamda onunla birlikte köydeydi. Evimizin havalanması için tüm pencerelerini açmıştım. Mis gibi bahar kokuları eve dolmuştu. En dış kapıyı da açarak tel süpürgeyle evi süpürüyordum. Kendimi işe o kadar kaptırmıştım ki dedemin geldiğini duyamamıştım. Dedem bana;

“- Kızım hele gel yanıma şöyle bir odaya geçelim”

Kader’in uyuduğu odaya geçtik. Bir süre uyuyan Kader’i sevdi dedem ve bana;

“-Aferin kızım ne kadar büyümüş bebek Maşallah çok da sağlıklı görünüyor. Ona annesizliğini anlaştırmadığın için çok teşekkür ederim” diyordu.
Ne olmuştu acaba dedem hiç böyle konuşmazdı. Neden bugün hep güzel şeylerden söz ediyor. Neden hep beni övüyor diye düşünmeye başladım. Acaba bana söylemek istediği başka bir şey mi vardı. Sonunda dedem ağzındaki baklayı çıkardı ve bana;

“-Kızım büyük amcanın oğlu ile seni evlendirmek istiyorum. Bizce çok münasip olur. Babanlar gelmeden önce senin fikrini almak istedim”
deyince çok utandım yüzüm pancar gibi oldu. Şimdi ben dedeme ne diyecektim. Olmaz desem dedem kızarımıydı? Olur desem babam çok kızardı. En iyisi ‘babam bilir.’ demekti. Ben de öyle dedim. Dedemin yüzünde gülücükler açarak gitmesi gözümün önünden hiç gitmedi. Allah rahmet eylesin adam o kadar sevinmişti ki bir çocuktan farksız olmuştu.

“-Demek sizde amcanızın oğlunu seviyordunuz.”

Diye sordu tanımadığı adam. Ablası da;

“- Hayır ya ne sevmesi, ben ‘Babam bilir.’ demekle dedeme eğer olumlu ya da olumsuz bir cevap verirsem babam yine beni dövebilir onun için ona söyleyin o ne derse o olur, diyerek bu soruyu babama sorun demek istemiştim. Ama çok sonradan öğrendim ki ‘Babam bilir.’ demek ben kabul ediyorum eğer babamda kabul ederse olur demekmiş.”

Bu sözün yüzünden yediğim dayağın haddi hesabı yoktur. Evlendiğim güne kadar dayak yedim. Bütün vücudum yara bere içerisindeydi. Gelin hamamında vücudumu gören yengemlerin, halamların içleri sızladı. ‘Böyle canavarlık olmaz.’ demişlerdi. O güne kadar neden sustuğumu, neden kimselere bir şey anlatmadığımı sordular. Ben de onlara;

“-Kardeşlerim için hep sustum dayandım” dedim.
Babam bilir sözü beni bitirmişti. Çok kıskanç olan babam nasıl olur da böyle söyledim diye burnumdan fitil fitil getirmişti. O da amcamın oğlunu sevdiğimi zannetmişti. Hâlbuki bir iki defadan başka görmüşlüğüm yoktu. Bunu herkes de bilirdi. Ama babama anlatmak imkânsızdı.

Kader’i de götürecektim. Bana öyle söz verilmişti. Ama düğün olurken Kader’i vermediler. Beni aldattılar. O kadar ağladım ki anlatamam beni yavrumdan ayırdılar. Bensiz ne yapardı. Daha çok küçüktü.
İşte, ben o evden gelin olup çıkınca Kader’in gerçek kaderi değişti, üvey ana elinde çok zulüm çekti. Çok ağladı. Babasının evinde bir besleme tavrı gördü. İnsan yanında olan beslemesine bile bu kadının yaptığı zulümleri yapmazdı. Boşuna dememişler kişinin kaderi küçükten neyse büyüdüğünde de aynıdır diye bak 43 yaşında oldu, hala onun kadersizliklerini anlatıyoruz.

Ağzı kurumuştu. Suyunu yudumlayarak yavaş bir şekilde içti. Yüzü kızarmıştı. Tansiyonlarımı çıkmıştı acaba? Öyle anlatıyordu ki kendi hayatından da kesitler koyuyordu araya. Kendi hayatından anlatırken yüzü kızarmaya başlamıştı. Sanki o günleri tekrar yaşıyordu. Biraz dinlenmeliydi. Çok yorulmuştu. Tanımadığı adam ise hiç yorulmuşa benzemiyordu. Pür dikkat ablasını dinliyordu. Artık aralarda sorularda sormaya başlamıştı. Hatta o sırada yine ablasına;

“- Düğün günü de dayak yedim dediniz. Nasıl olur ya insanın en mutlu gününde neden kızına vurur ki anlayamıyorum. Neden vurdu acaba öğrenebildiniz mi?”

diye sormuştu ablasına,  ablası da;

“- Düğüne bir hafta vardı. Amcam ve yengem ile birlikte terziye gidilecekti. Amcam babamdan benim için izin istedi ve birlikte terziye gittik. Dikilen elbise provalarını yaptırdık. Terziden eve dönerken yol üzerinde bulunan bir akrabamıza uğradık. Orada biraz vakit geç oldu. Ben tedirgin oldum. Amcama;
“-Amca, hadi gidelim. Babam geç kaldık diye bana kızar”
dedim. Amcam da bana;
“-Kızım korkma, babandan izin aldık ya bir şey demez”
Ama korktuğum başıma geldi. Geç kaldığımız için babam beni soba maşası ile dövmeye başladı. Öyle dövüyordu ki donup kalmıştım hiçbir tepki veremiyordum.
Kardeşlerim babamın ayaklarına sarılıp yalvarıyorlardı. Babam onlara da vurup savuruyordu. Bana vurmaya devam ediyordu. Ne zaman ki bayıldım. O zaman dayağı bıraktı. Kardeşlerim beni odaya kaçırdılar. Saatler sonra gözümü açtığımda her tarafımın mosmor olduğunu gördüm.
Ertesi gün ortanca halam düğün hazırlıklarının nasıl gittiğini görmek için bize gelmişti. Benim halimi görünce ağlamaya başladı. Hemen ağabeyine sitem dolu bir konuşma yaptı. Yetim kıza vurmanın ne kadar günah olduğunu anlattı. Hem bir hafta sonra gelin olacak bir kız hiç bu hale getirilirimi diye sitem etti. O kadar ağladı ki babam ona hiçbir şey demedi. Yoksa hiç konuşturmazdı halamı.
Halam düğün gününe kadar bizde kaldı. Evin bütün işlerini o yapıyor. Beni dinlendiriyordu. Bütün yaralarım için ilaçlar yapmıştı. Hiç olmazsa düğün gününe kadar yüzündeki morluklar kaybolsun diyordu.

Düğün günü bana gelinliğimi giydirdi. Duvağımı taktı. Gelin telini duvağın her iki tarafından sarkıttı. Beni öyle güzel süsledi ki. Yüzümde hiç yara bere belli olmuyordu. Evden çıkarmaya geldiklerinde odada kardeşlerimle helalleştim. Onları doya doya öptüm. Kaderi yengeme emanet ettim. Ve sessizce evden ayrılacaktım. Fakat halam kolumdan tutup bana;

“-Kızım babanla görüşmeden çıkma, gel birlikte gidelim;  ben yanında durayım babanın elini öp, sonra pişmanlık duyarsın” dedi ve benim elimi tutarak babamın yanına götürdü. Aslında hiç gitmek istemiyordum. Ayaklarım hep geri gidiyordu. Fakat halamın ısrarını kıramayıp babamın yanına kadar gittim. Beni gelinlikler içerisinde gören babam ayağa kalktı. Halamın;

“- Hadi ağabey uzat elini öpsün kızın”dediğini hatırlıyorum. Sonrasını hatırlamıyorum. Babam bana öyle bir tokat attı ki upuzun yere yuvarlandım. Ve kendimden geçtim. Nasıl oldu evden nasıl çıktım, amcamın oğlunun evine nasıl gittim, hala hatırlamam. Allah selamet versin. Sağlıklı uzun ömür versin. Halam beni her gördüğünde hala içi ezilir ve o günü hatırlar. Hep kendini suçlar.

“-Seni zorlamasaydım sen o dayağı yemeyecektin. Ben sebep oldum”diyerek yıllarca vicdan azabı çekti. Hatta üç hafta hasta yattı. Kendini toparlayamadı. İşte bugün bile beni görse hep aklına o gün gelir. Pişmanlığı yüzüne vurur.

Anlayacağınız çok zor bir hayattı bizimkisi babamın korkusundan Kader’i bile doğru dürüst göremiyordum. Yasak koymuştu. Kardeşlerimle görüştürmüyordu. Erkek olan kardeşlerim okuldan çıkanca yanıma geliyorlardı ama Kader’i uzun zamandır göremiyordum. Devamlı yengemlere, babaanneme soruyordum ama kendim görmeyince özlemim gitgide artıyordu. Rüyalarımda annemi görüyordum. Ona soruyordum. Oda bana;

“-Kızım kardeşinle ilgilen”diyordu. Demek Kader iyi değildi. Üvey ana elinde eziliyordu. Çok zayıflamıştı. Birde yeni gelin hamile kalınca artık hepten sahipsiz kalmıştı. Küçük yengemde ilgilenmese hasta olup gidecekti yavrum. Hamile kalınca yengem biraz daha ilgilenmeye başlamıştı. Çünkü yeni gelinin hamileliği hep yatarak geçiyordu. Hiçbir şeyle ilgilenmiyordu. Hatta artık babamın yemek bile yaptığını duyar olmuştum.


Kader: 01   02   03    04   05                  devamı yarın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder