28 Nisan 2011 Perşembe

Kader (04) / Fuat Gencal




Farid Farjad- Fikrimin İnce Gülü... cnsydn



KADER
(4)

                                                  Okuyamayanlar için, Kader: 01   02   03

Biraz kendini toparlamaya çalıştı. Kendini iyi hissetmeye başlamıştı. Baksana gözlerini açmaya başlamıştı. Gerçi her tarafı sisli, puslu görünüyordu. Ama olsun Evet, biraz daha toparlanıp ablasıyla konuşmak istiyordu. Tanımadığı adamı soracaktı. Kim olduğunu? Onu nereden tanıdığını? Aklına takılanları hep soracaktı. Sonra neden her şeyi anlatıyordu. Anlatmasındı. Üzülüyordu. Böyle düşünürken başucuna ablası geldi ve

 “-Kızım uyandın mı?”

”-Nasılsın? Yavrum Biraz toparlandın mı?” diye sorular sormaya başladı.

“-Abla”  diyebilmişti.
“Abla, abla” ve ağlamaya başladı Kader, hıçkıra hıçkıra sesli sesli öyle ağlıyordu ki sesini tüm hemşireler, nöbetçi doktorlar duymuş ve odaya koşmuşlardı.

Ablası da panik halinde oraya buraya koşuşturmuştu. Kader’e hemen sakinleştirici bir iğne yapılmıştı.
Bir süre sonra ağlama sesi kesilmiş uyumaya başlamıştı. Birdenbire neden böyle olmuştu. Hâlbuki kendini iyi hissediyordu. Bu ağlama krizi niye geri gelmişti.

Çok korkmuştu ablası tansiyonları yükselmişti. Ona da müdahale yapılmış dilaltı ilaç ve iğne vurulmuştu.
Evde de son zamanlarda böyle ağlama krizleri oluyordu. Ablasına bir şeyler anlatmaya başladığında, sözler boğazına düğümleniyor. Boğazı sıkılıyordu. Ancak ağladığında biraz rahatlıyordu. Yine aynısı olmuştu. Bu sefer ortada bir sebep yokken gelmişti bu ağlama krizi. Kader şimdi çok sessiz bir şekilde uyuyordu. Ablası da kendine gelmiş odadaki kanepede uzanıyordu. Tanımadığı adam ayakta duruyor hemşirelerle konuşuyordu. Kader uyuduğu için hiçbir şey duyamamıştı.
*

 Ablası kendisini biraz iyi hissetmeye başladığında yine anlatmaya başlamıştı;

 “-Annemin ölümünden tam kırk gün geçmişti ki babamın düğünü oldu. Yeni gelin de annemin köyünden olduğu için annemin köyünde yemek verdiler. Ben gitmemiştim. Daha doğrusu babam götürmek istemiş; fakat ben gitmemiştim.
Belediye sarayında nikâhları kıyıldı.
Amcamın siyah minibüsü ve bir iki araba ile ikindiden sonra gelin evimize geldi.

Gelin gelmeden önce bütün evi badana yapıp her tarafı iyice temizlemiştik.
Babam annemin yatağını babaannemlere vermiş kendisine yeni yatak odası takımı almıştı. O kadar güzel olmuştu ki odaları, annem böyle bir odada hiç yatamamıştı.

Yengemler buna benzer bir yatak odası aldıklarında annem de babamdan istemiş babam da olur demişti; ama anneme nasip olamamıştı. Yeni geline nasip oluyordu.
Ev tamamen değişmişti. Annemin özel eşyaları tavan arasına atılmıştı. Düğün günü eve masalar kuruldu yengemle birlikte yaptığımız yemekler yenildi. Herkesin yüzü gülüyordu. Herkes neşeli idi; bir tek benim içim kan ağlıyordu.
‘Ne çabuk unutulmuştu annem şunlara baksana nasılda gülüp eğleniyorlar.’ diye düşünüp üzülürken babam yüzümün asık olduğunu ve düşüncelerimi anlamış olacak ki yeni karısı bir şey anlamasın diye beni yanına çağırdı;

 “Kızım, kardeşlerinin bir haftalık çamaşırlarını hazırla; siz bir hafta dedenlerle kalacaksınız” deyip beni odaya gönderdi.
Biraz sonra kardeşlerim de yanıma geldi. Hep beraber ağlamaya başladık. Ses çıkmaması için kardeşlerimi uyarıyordum. Fakat sadece Kader anlayamıyor sesli sesli ağlıyordu. Ne kadar susturmaya çalışsam da başarılı olamıyordum. Babaannem yanımıza gelip;

”-Kızım hazırlandıysanız gidelim. Baksana bebek hiç susmuyor. Sesini duyacaklar ve sanki özellikle biz ağlatıyoruz diyecekler. Nasılsa bize gideceğiz biraz erken gidelim”
 dedi. Ben de;

 “-Babaanne ben de gitmek istiyorum; ama babam yeni karısını tanıştıracakmış”
 dedim. Tam o anda kapı açıldı ve babam yeni karısı ile odaya girdi. Hemen ayağa kalktım ve Kaderi kucağıma aldım. Diğer kardeşlerim de ayakta yanıma geldiler. Ben;

”-Hayırlı olsun babacığım”
 dedim. Sesim biraz buğulu çıkmış ki babam beğenmedi ve tekrar etmemi istedi;

 “-Ve sade bana değil yeni annenize de aynısını söyleyin”
 dedi. Ben tekrar edemedim. Yüzüm kızardı. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.

İşte o günden sonra biz annemin çocukları olduk. Bizim için sanki babamız da ölmüştü. O günden sonra bize hiç sevgi göstermedi. Bir kez olsun kucağına alıp sevmedi. Baba sevgisinden yoksun bir şekilde yaşıyorduk. Babam için varsa yoksa yeni karısı, onun bitmeyen istek ve arzuları bizlerden çok daha önemliydi. Babam işe giderken bizleri tembihlerdi;

”-Sakın yeni annenizi üzmeyin ne derse yapın. Akşam geldiğimde kendisine soracağım. Kim onu üzerse bende onu üzeceğim”
 deyip giderdi. Ben de ses çıkarmasınlar diye kardeşlerimi erkenden yedirir, giydirir okula gönderirdim. Okula gitmeyeni ve Kaderi en arka odaya götürüp ses çıkarmamalarını sağlardım. Yoksa yeni gelin uykusunu tam alamazsa çok sinirli olur; her şeyimize bir bahane bulup akşam babama söylerdi.

 Her günüm bu şekilde geçmeye başlamıştı. Artık hayatımızda dayak vardı. Babam yalan yanlış öyle dolduruşa getirilirdi ki odadan öfke ile çıkar hepimizi döverdi. Kardeşlerimi dövmesine dayanamıyordum. Onların ağlamaları ciğerimi deliyordu. Annemin de bizleri böyle görmesini, üzülmesini istemiyordum. Babama yalvarıyordum;

 “-Ne olur sadece beni döv, kardeşlerime dokunma” diye; ama babam daha da hiddetleniyor. Vurdukça vuruyordu.
*

Hemşireler odaya girince ablası sustu. Normalde bir hemşire gelirken bu sefer üç hemşire gelince ablası heyecanlandı.

 “-Hayırdır ne oldu” diye sordu. Onlar da; Önemli bir şey olmadığını sadece nöbet değişimi yaptıklarını söylediler. “Kader Hanım ağlama krizine girdiği için arkadaşa bilgi veriyoruz.” dediler.
Hemşireler odadayken tanımadığı adam kantine inmiş ve elinde çay ve simitle odaya geri dönmüştü. Odaya geldiğinde hemşireler gitmiş, ablası Kaderin başında mendille yüzünü siliyordu. Kendi kendine de konuşuyordu. Çay ve simitleri görünce susmuş hafif gülümsemişti.

 “-Şimdi çıtır çıtırdır o simitler. Çok da severim” deyip kendine ait olan simidi ve çayı alıp kanepede hem kahvaltısını yapıyor; hem de dışarıyı seyrediyordu. Ağzındaki lokmayı çiğnerken gözleri dalmıştı. Uzun bir süre o lokmayı çiğnemiş yutamamıştı. Ne düşünüyordu acaba merak etmişti; tanımadığı adam hafif bir sesle;
 “-daldınız” dedi. Ablası da;
 “-Evet” dedi. Ve ekledi;

 “- Biliyor musunuz biz çok çektik. Bütün kardeşlerim çok çekti. En çok da şurada yatan kardeşim çekti. Ama bundan sonra hiç çekmeyecek gerekirse evimde bir odayı ona tahsis edeceğim. Gelsin çocukları ile orada otursun. Zaten üç günlük dünya dert çekmeye değer mi?” dedi ve anlatmaya devam etti.
*
“-Babam yaklaşık üç aylık evliyken yeni gelinin hamile olduğunu duydum. Sanki hiç çocuğu yokmuş gibi havalara uçan babam karısının bir dediğini iki etmiyordu. Köyden yeni karısının annesini de getirtmişti. Ana kız akşama kadar oturup çene yapıyorlardı. Kesinlikle hiçbir şeye el sürmüyorlardı. Bütün işleri yapıyordum. Yaptığım yemekleri beğenmiyorlar. Sert sözlerle bana;

 “-Onları kardeşlerinle siz zıkkımlanın akşam baban bize kebap getirecek”
derdi. Gerçekten de akşam babam elinde kebaplarla gelirdi. Biz de onlar yerken seyrederdik. Çok güzel kokardı ama bir parça dahi isteyemezdik. Ben de alır kardeşlerimi odadan çıkardım. Onları başka şeylerle avuturdum. Benim başka odaya gitmeme çok kızarlardı. Belki bir şeye ihtiyaçları olduğunda beni çağırmak zor olurdu. Onun için ben yemek yenilen odaya dönerdim. Yeni gelinin ve annesinin istekleri hiç bitmezdi. Onu getir, bunu götür. Yok, bu olmamış, şöyle yap böyle yap bir sürü iş yap yap bitmezdi.

Dikkatimi çeken bir şeyde vardı. Yeni gelin hamile kalmadan önce yattığı odayı düzenlerdi. Ufak tefek de yardımı olurdu. Hamile kalınca, hele de annesi gelince hiçbir şeye el sürmemeye başladı. Sabahtan akşama kadar ayaklarını uzatıp oturuyordu. Yine bir sabah odasını düzenlemeye giderken annesi ile konuşmalarına kulak misafiri olmuştum. Şöyle diyordu annesi;

 “- Sakın bir şeye el sürersin. Hiçbir şeye dokunma, kızına baksana domuz gibi duruyor yapsın işi ne sen el bebek gül bebek bakılacaksın.”

Keşke dinlemeseydim de yine her işi ben yapsaydım. Yine her dediklerini yapsaydım da o konuşmaları duymasaydım. Çok kırılmıştım. Hele kullandığı o kelime çok ağrıma gitmişti. İçimden akşam babama söylerim diye geçirdim. Sonra kimi kime şikâyet ediyorum dedim ve sustum hiç kimselere diyemedim.

Artık yaptığım işler beni sıkmaya başlamıştı. Her işte o kadının sözleri aklıma geliyor. Donup kalıyordum. Bendeki bu durgunluğu yeni gelin hissetti ve bana;

“- Ne oldu sana çok yavaşladın biraz hızlan baban gelecek sen daha bitiremedin”
gibi laflar söylüyordu. Ben de bütün cesaretimi toplayarak;

“- Annenin konuşmalarını duydum. Söylediği laflar çok ağrıma gitti.  Çok kırıldım”
gibi laflar ettim. Onlar da beni suçlamak için;

 “-Sen kapılarımı dinliyorsun” diyerek üzerime yürüdüler. İkisininde yüzleri kıpkırmızı olmuştu. Ben de hızla Kaderin yattığı odaya gidip kapıyı kilitledim.

Yeni gelinin annesi kapıya sert sert vuruyor, çıkmamı istiyordu. Sözde çok ayıp iş yapmışım ve cezasını vereceklermiş. Kapı dinlemek çok ayıp oluyormuş. Onların konuştukları ayıp olmuyormuş. Odayı babam gelene kadar açmadım. Babam gelince açıp her şeyi anlatacaktım. Fakat istediğim gibi olmadı. Yeni gelin çok sinirlenmiş annesine,

“- Bu kız dışarı çıkmıyorsa demek her şeyi babasına anlatacak dur o anlatmadan ben gidip anlatayım” deyip babamın çalıştığı yere gitmek için üzerini giyip dışarı çıktı. O kadar sinirliydi ki babama ne diyeceğini sesli sesli bağırarak söylüyordu. Ama Allahın sopası yok ki Dışarıda ayakları taşa takılıp yüzüstü yere yuvarlandı. Feryatlarına annesi ve yengemler koştu. Kucaklarında eve getirdiler. Amcamın oğlunu da babamı çağırması için gönderdiler. Telaşla gelen babam yeni geline bakıyor bir şey olup olmadığını soruyordu. Yengem yüzüstü düştüğünü söylüyor. Hamile olduğu için inşallah bebek zarar görmemiştir. Dediğinde babam;

”-Hemen hazırlanmasını ve hastaneye götüreceğini” söylüyordu. Şaşırıp kalmıştım.
Kucağımda Kaderle odadan çıktım. Babamın yanına geldim. Beni görünce;

”- Çabuk sen de hazırlan bebeği yengene ver. Annen bebeğini kaybedebilir. Ona yardım edersin” dedi. Ben de Kaderi yengeme verip hazırlandım. Yeni gelinin koluna girdim diğer koluna da annesi girdi. Dışarıya çıktık arabaya binerek hastaneye girdik doktorlar ilk muayeneyi yaptıktan sonra yeni gelini yatırdılar. Bizleri de odadan çıkardılar.
Biraz bekledikten sonra yeni gelinin bebeğini kaybettiğini duyduk. Babam çok üzülmüş ağlamaya başlamıştı. Sanki hiç çocuğu yokmuş gibi ağlıyordu. Çok kınamıştım babamı. Ona hiç yakıştıramamıştım. Beni eve gönderdiler. Yeni gelin bir gün hastanede kalacakmış. Babamla yeni gelinin annesi yanında kaldılar. Bende sevinerek eve döndüm. Bebeği kaybetmesine sevinmemiştim. Artık yeni gelinin annesi evine dönecek diye sevinmiştim.

Ertesi gün eve geldiklerinde hem yeni gelinin hem de annesinin ağlamaktan yüzleri gözleri şişmişti. Bana sanki düşmana bakıyormuş gibi bakıyorlardı. Her şeyi benden biliyorlardı. Annesi kızına sözde moral vermek için konuşuyordu;

 “- Üzülme kızım daha çok gençsin 9-10 tane çocuk yaparsın. Sen yap bu baksın. Bakmaya mecburdur. Kocaya da vermeyin bunu, otursun senin çocuklarına baksın. Yoksa her gün babasına dövdürürsün.”
 
Bu nasıl bir kadındı, kızına nasıl öğüt veriyordu. Öyle üzülmüştüm ki sanki kalbim şişmişti. İçimden;

“- Allah’ım sen büyüksün. Her şeyi görüyorsun. Bu kadına bir daha çocuk nasip etme, çocuk hasretini babamın çocukları ile avutsun.”diye dua ettim.”

 O kadar içten ve samimi dua ettim ki hiç çocuğu olmamasına üzüldüm onun da çocuğu olmalıydı. O da çocuk sevgisini tatmalıydı diye düşündüm ve tekrar ellerimi açıp;

“-Ben bu evden gelin olup çıkana kadar çocuk nasip etme” diye duamı değiştirdim. Duam tuttu.  Ben o evden gelin olup ayrılıncaya kadar yeni gelinin çocuğu olmadı.”

Ne zaman ki gelin oldum. O zaman yeni gelin hamile kaldı ve oğlunu kucağına aldı.
Aradan bir yıl geçmemişti ki bu seferde kızını kucağına aldı. Yeni gelinin oğlu ile benim kızım aynı yaştalar hatta kırkları birbirine karışmıştı.


Kader: 01   02   03                                                                       Devamı yarın


2 yorum:

  1. arkasi yarin gibi olmus harika. Ama ben hepsini birden okumak istiyorum, cok merak ettim gerisini.

    YanıtlaSil
  2. şarkı da başka bir güzel.insanı alıp uzaklara götürüyor sankı.yüreğinize sağlık.saygılar.

    YanıtlaSil