27 Nisan 2011 Çarşamba

Kader (03) / Fuat Gencal




Farid Farjad writer78

KADER
(3)

Okuyamayanlar için Kader I   II                                                    


Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Sessizlik vardı. Kader uyuyamıyordu. O kadar da ilaç vermelerine rağmen uyuyamamıştı. İlaçlar sadece göz kapaklarını ağırlaştırmış açmasına izin vermiyorlardı. Ablasının anlattıklarını dinliyordu. Ne güzel anlatıyordu. Anlatılan olayları ablasından defalarca dinlemesine rağmen yine dinlemek hoşuna gidiyordu. Dinlemekten keyif alıyordu. Defalarca anlatsa yine dinlerdi. Bir tek tanımadığı kişiye anlatmasına sıkılıyordu. Tanımadığı adam fazlada konuşmuyordu. Hep ablası konuşuyordu.

Acaba evlilikte de çektiklerimi anlatacak mıydı? Yok, ona müsaade etmeyecekti ne olursa olsun bir şekilde engel olacaktı. Engel olmalıydı. O kadar da uzun boylu değildi. Ne hakkı vardı benim özelimi tanımadığım birine anlatmaya.

Kader heyecanlanmıştı. Aklına kaynanasının ona yaptıkları geldi. Ablasını yanına çağırmak istedi. Bütün kuvvetini toplayıp “-Abla” demek istedi ama diyemedi ses çıkmadı. Tanımadığı adamın sesini duydu;

”-Ne kadar sonra babanız evlendi?” diye ablasına soru soruyordu.  Ablası bir bardak su içtikten sonra anlatmaya devam etti;

“-Babam beni okula da göndermemişti. Çok istememe, çok başarılı olmama rağmen ilkokul beşten sonra ortaokula göndermedi. Ne kadar çok ağlamıştım. Ne kadar çok yalvarmıştım. Okumak istiyordum. Hemşire olacaktım. Anneme de çok yalvarmıştım. Ama babam ikna olmamış bir de;

”-Kız kısmı okuyacakta ne olacak. Otursun evinde annesine yardım etsin ”
demişti. Çok üzülmüştüm. Hiç durmadan çalışıyordum. Ortaokula gidemeyince dikiş nakış kurslarına gitmiştim. Bütün kurslara gidecektim. Çok hırslıydım. Çok da başarılı oluyordum. Kurs diplomalarını alıp imtihan verecektim. Kurs öğretmeni olmayı kafama koymuştum. Elimde çok yatkın olduğu için bütün kurs öğretmenlerim beni seviyorlardı. Kurs öğretmeni olabileceğimi söylemişlerdi.
Annem ölünce dünyam yıkıldı. Hiçbir şeye karşı sevgim kalmadı. Artık ben de kardeşlerim için, Kardeşlerimin annesizliğini hissetmemelerini için, tüm hırslarımdan, isteklerimden, arzularımdan vazgeçmiştim. Dikiş nakış kursuna gitmeyecek kardeşlerime annelik yapacaktım.”

Babaannem, annemin ölümünden 15 gün sonra kendi evine gidince tek başıma hem babamın hem de kardeşlerimin hizmetlerini yapmaya başladım. Dedem babaanneme;

”-Bu böyle olmaz çocuklar çok küçük birde bebek var. Hemen evlendirelim bizim oğlanı”
demeye başlamıştı. Dedem babama evlenme meselesini çıtlatınca babam da dünden razıymış hemen kabul etti evliliği, sözde küçük bebek olduğu için hemen evlenmeliymiş. Bebek olmasa evlenmesine gerek yokmuş ama bebek için evlenmesi gerekliymiş. Kendini böyle kandırıyordu.

Köyde annemin akrabalarında genç bir kız vardı; çok da güzel bir kızdı. Annem de onu çok sever, beğenirdi. Uzun boylu,  çok gür saçlı, kara kaşı kara gözlü bir genç kızdı. Çok da becerikli idi. Herkes onu gelin etmek için birbirleri ile yarışıyordu. Dedemin aklına bu genç kız gelmişti. Bu genç ve güzel kızı alıp babama gelin edeceklerdi.
Dedem hayırlı bir iş için köye gidileceğini haber saldı. Köyden cevap gelmeden dedemler ve babam kızı görmek için köye gittiklerinde o kızın bir başkasına nişanlandığını düğünlerinin de çok yakın olduğunu duydular. Babam çok üzüldü. Kendini o kadar alıştırmıştı ki evliliğe; suratı hemen asıldı. Dedemler hemen anladılar babamın üzüldüğünü ve babama;

“-Başka kız mı yok o olmadıysa başka kızlara bakarız.”dedi. O da hazır köye gelmişken başka bir kız baktılar. Hemen araya aracılar girdi ve başka bir kız gösterdiler. Babam hemen kabul etti. Kızı görüp beğendi. 22 yaşında bir kız ile o akşam köyde hem söz hem de nişan yapıp eve yanımıza geldi.

Babam o kadar neşelenmişti ki yüzünde gülücükler eksik olmuyordu. Eve gelir gelmez büyük yengemi çağırıp evde yapacağı değişiklikleri anlatmaya başlamıştı. Heyecanlı heyecanlı anlatıyordu. Annemin birçok eşyası atılıyordu. Her iki lafından biri;

“-Eve yeni gelin gelecek bu eski eşyalarla olmaz”diyordu. Çok üzülmeye başlamıştım. Anneme ait hiçbir şeyi attırmayacaktım. Çok kararlıydım.

Çok erkendi daha annemin kırkı bile çıkmamıştı. Annem sanki unutulmuştu. Herkes yeni gelecek gelinden bahsediyordu. Acaba gelen kişi bize nasıl davranacaktı. Babamın evlenmesini hiç istemiyordum. Hazırlıkların çok hızlı yapılmasından yeni gelinin erken geleceğini anlamıştım. Neden bu kadar acele ediyordu. Biraz zaman geçseydi bari diye düşünüyordum. Sanki başımıza gelecekleri anlamış gibi babama itiraz ettim.

“-Hayır, baba ne olur evlenme ben size ve kardeşlerime bakarım”diyordum. Ve ekliyordum.

”Eğer evlenirsen siz başka yerde oturun ben burada durup kardeşlerime bakayım ya da babaannemle dedem bizde kalsın sen de yeni karınla başka yerde yaşa” demiştim. Babam da benim bu şekil de konuşmama hayret etmiş şaşırmıştı. Benden böyle bir konuşma hiç beklemiyordu. Beni ikna etmek için;

”-Bak kızım, kardeşlerin çok küçük hepimizin bakıma ihtiyacı var. Ben onu sizlere hizmet etmek için alıyorum. Hiç üzülme, kardeşlerin ve sen çok iyi bakılacaksınız. Onun için ses çıkarma” diyordu. İnanmak istiyordum. Ama inanamıyordum. Ağlayarak sessiz kalmıştım. Babama bir şey anlatmak, hele bir şeye ikna etmek çok zordu.
*

Kader bir ara konuşanları duyamadı. İlaçların etkisi ile uyuyakalmıştı. Artık onun adına uyumak denirse her kendinden geçtiğinde karşısında kaynanası ve görümcesi beliriyordu. Yine aşağılayıcı, küçümseyici ve onur kırıcı konuşuyorlardı. Cevap vermek kendini ezdirmemek istiyordu. Bu seferde kocasının sesi kulağına geliyordu;

 “-Aman annemle, kardeşimle iyi geçin sakın onlara kötü bir cevap verme. Onları kırma üzme, yoksa bozuşuruz” diyordu. Aynı tablo ile sürekli karşı karşıya kalıyordu.
Kaynanasının ona söylediği söz karşısında duruyordu. Sürekli içine atmak sessiz olmak zorunda kalıyordu. Hep içine ata ata artık hayat ona çok anlamsız gelmeye başlamıştı. İçinde devamlı bir sıkıntı vardı. Hiçbir şekilde mutlu olamıyordu.
Kendisini mutsuz hissediyor. Sebebi olarak da kaynanasını görüyordu. Zaman zaman kalbi daralıyor. Çok sıkıştırıyordu. Bazen aklına kötü şeyler geliyor, bazı şeylerden kendisini geri çekiyordu. Çocukları ve ablası olmasa bu hayattan kendi isteği ile çekip gidecek hiç tanımadığı, kokusunu hiç koklamadığı, sadece resimlerde gördüğü melek annesi ile buluşacaktı.

Melek annesi aklına gelince birden kendi gelin oluşunu hatırladı. Ne güzel gelin olmuştu. Melekler gibiydi. Bembeyaz gelinlik kendisine çok yakışmıştı. Ablası nazar almaması için iç atletinin omzuna bir nazarlık iğnelemişti. O gün ne güzel bir gündü. Pırıl pırıl bir hava vardı. Bir ilkbahar günü idi bahçelerinde bulunan meyve ağaçları bembeyaz çiçekler açmışlardı. Yerler yemyeşil, etrafta mis gibi hanımeli kokusu vardı. Cıvıl cıvıl kuş sesleri baharın geldiğini Kaderin gelin gittiğini müjdeliyorlardı. Evet, yepyeni bir hayata başlayacaktı. Baba evinden çıkarken nasılda mutlu idi. Nasıl seviniyordu. Kalbi o cıvıldaşan kuşlar gibi pır pır atıyordu.

Nişanlısı iyi insana benziyordu. Çok sessizdi. Fazla konuşmuyordu. Gerçi hiç konuşma imkânları da olmamıştı ama yine de sessiz biri olduğu anlaşılıyordu. Uzun boyluydu. Kaşları çok gürdü ve birbirine yapışıktı. Saçları kumral ve hafif uzun sayılırdı. Sol yanağında bir yara izi görülüyordu. Bu izi kapatmak için kirli sakal bıraksa da o yara izi belli oluyordu. Çok sessiz olması, hiç konuşmaması utangaç olmasındandı. Utanıyor, sıkılıyordu. Yoksa şaka yapan, muzip bir tavrı da vardı. Fakat kimseler bu yönünü göremiyordu.
Üvey ana eziyetleri artık sona erecekti. Kendi evinde mutlu huzurlu yaşayacaktı. Çünkü ayrı ev açmışlardı. Sadece kocası ile kendi olacaktı.

Hastane odasındaki refakatçi koltuğunda ablası ağlamaya başlamıştı. Birden bire başlayan bu ağlama Kaderi de çok duygulandırmıştı. O kadar içli ve duygulu anlatıyordu ki anlatırken ağlamaya başlamıştı. Tanımadığı adamın da gözleri buğulanmış mendile gözlerini siliyordu. Hiçte yorulmuyordu. Aklına gelen her şeyi anlatıyordu. Kendine göre bir sıra seçmişti ona göre anlatmaya gayret ediyordu ama istediği gibi olamıyordu. Ara ara bu günü de anlattığı oluyordu.

Kader gibi ablası da çok dertliydi. Ablasının ağlamasını duyunca kendi ağlamaları, üvey anasının ona yaptıkları geldi aklına. Ne çok çektirmişti. Hatırlamaya başladığı andan itibaren çekiyordu. Üvey annesi kendisini hiç sevmemişti. Ablası gelin olup gittikten sonra üvey anasının eline kalmıştı. Babasına hoş görünmek için seviyor numarası yapardı. Hiç sevmezdi. Kendi evlatlarına çok düşkündü. Çok belli ederdi. Her fırsatta Kaderi ezer hırpalardı. Babası da yeni karısından olan çocukları başına çıkarırdı. Onları o kadar severdi ki Kaderi sevmek hiç aklına gelmezdi.
Üvey kardeşleri ile aralarında fazla yaş farkı olmamasına rağmen üvey annesi hep kendi çocuklarının bakımlarını ona yaptırırdı. Varsa yoksa kendi çocukları idi; onlar öne çıkarılıp onu geriye itelerdi. Sürekli onun çocuklarına bakmak zorundaydı. Yoksa çok hırpalanır hatta dayak bile yerdi. Ayrıca akşam babası geldiğinde ona da yalan yanlış birçok şey söylenip bir azarda babadan işitilirdi.

 Evdeki her şey üvey ananın çocuklarınındı. Hiçbir şeye el sürülemezdi. Çok sevmesine rağmen doya doya çikolata yiyemezdi. Hep üvey kardeşlerine yedirirler ona vermezlerdi. Evde dolapta duran bir şeye el sürse ceza alırdı. Babası harçlık verdiğinde üvey annesi kaybeder diye elinden alır bir daha vermezdi. Akşam babası geldiğinde koşup boynuna sarılmak istese engel olurlardı. Baba sevgisi de göremeden büyüyordu.
Ablasını görmek istiyor. Onunla kalmak istiyordu. Babasına söylediğinde hemen azarlanıyordu. Üvey kardeşleri kendinden küçük olduğu için bakkala tek gidemezlerdi. Üvey annesi ona para verir kardeşleri ile bakkala gönderir. Sadece onlara aldırır. Kadere aldırmazdı hâlbuki oda çocuktu onunda canı çekiyordu.

Bu durum yıllarca devam etti. Artık alışmıştı. Hiç arkadaşı yoktu. Çünkü arkadaşları ile konuşmaya, vakit harcamaya zamanı yoktu. Babasının evinde bir hizmetçi gibi görülüyordu. Sürekli üvey annesi kendisine ve çocuklarına hizmet etmesi için Kaderi çalıştırıyordu. Boş kaldığı zamanlarda da küçük kız kardeşinin çeyizi için el işleri, danteller yaptırıyordu. Aslında kendisine çeyizliklerin hazırlanması gerekirdi. Evlenme çağı gelmişti. Çok da isteyenleri vardı. Fakat üvey annesi gelen dünürcüleri babasına hiç duyurmazdı. Babasının duyduklarına da mutlaka bir kusur bulurdu. Ablası araya girmeseydi belkide hala evde oturuyor olacaktı.
‘Keşke de otursaydım.’ diye geçirdi içinden, sonra kızı ve oğlu geldi gözlerinin önüne ve  O zaman bunlara sahip olamazdım. Olsun iyi ki evlenmişim.’ diye düşündü.

Yeni evlendiklerinde ne kadar mutluydu. Üvey anne zulmünden kurtulmuştu. Onu seven, isteyen biri ile evlenmişti. İlk zamanlar çok güzel geçmişti. Mutluydu, kocasını çok seviyordu. Hayatındaki mutlu ve huzurlu olduğu sayılı günlerdi. Yeni evlendiği zaman geçirdiği bir kaç gündü. Sonra Mutlulukta, huzur da yok olup gitmişti.
Çile ve hüzün başlamıştı. Hem kaynanası hem de görümcesi onu çok eziyorlardı.  Evleri ayrı olmasına rağmen kadere gün yüzü göstermediler. Hiç acımadan ezdiler. Biz de evlendik biz de gelin olduk demeden çile çektirdiler. Sabah onlar kalkmadan Kader onların evine gidecek kahvaltılarını hazırlayacak. Yedirecek içirecek sonra temizleyecek akşam kocası onu almaya gelene kadar kaynanasının evinde hiç boş durmadan çalışacak. İşler bittiğinde de hiç dinlenmeden hem kaynanasına hem görümcesine masaj yapacak onları rahatlatacaktı. Bu durum yıllarca devam edecekti. Hiç ses çıkartmayacak sessizce istediklerini yapacaktı.

*
Saat sabahın beşi olmuştu. Ezanlar okunuyordu. Sadece ezan sesi duyuluyordu. Odadaki sesler kesilmişti. Ses duyulmuyordu. Acaba odada kimse yok mu diye geçti içinden Gözlerini hafif aralayıp baktığında ablası ve tanımadığı adam odadaydılar. Ablası bir köşede namazını kılıyordu. Tanımadığı adam ise iki eliyle yüzünü kapatmış öylece oturuyordu. Arada gözlerini siliyordu. Acaba ağlıyor muydu? Niye ağlasın ki diye düşündü. Acaba ben sesli mi düşündüm. Beni mi duydular da adam ağlamaya başladı. Beni nerden duyacaklardı. Kesin ablası bir şey demişti de adam ondan ağlamaya başlamıştı.

Başı patlayacak gibi ağrıyordu. Aldığı ilaçların etkisinden olduğunu düşündü. Gün ağarmaya başlamıştı odanın küçük penceresinden dışarıya baktı. Koyu gri bulutların arkasında mavi gökyüzü aydınlanmaya başlamıştı.
İşte yeni bir gün daha başlıyordu. Kaç gündür burada olduğunu düşündü. Hatırlayamadı. Gözlerini kapattı. Öylece yatıyordu.

Çok sevdiği kumru seslerini duyunca yine açtı gözlerini pencereye baktı. Önce bir şey göremedi. Sonra pencerenin kenarına iki kumrunun geldiğini gördü. Çok sevindi. Çünkü kumruları çok severdi. Erkek olanı dişisine kur yapıyor, Kaderin çok sevdiği sesleri çıkarıyordu. Kumru sesine çok hayrandı, çok severdi.
Çocukken evlerinin balkonuna yuva yapan bir çift kumru vardı. Balkonda eski bir kovanın içerisinde çalı çırpılardan yuva yapmışlardı. Önce onları ürkütmemek için çok sessiz davrandı. Onlarla dost olmak istiyordu. Onlar yumurtladığında Kader çok sevindi yumurtalardan yavruların çıkmasını dört gözle bekliyordu. Her gün kumruları görürdü. O kadar sevinirdi ki onlarla sohbet ederdi. İçindeki sıkıntıları tek tek onlara anlatırdı. Rahatladığını hissederdi.

Üvey annesi bir gün onlarla konuştuğunu görünce çok sinirlendi. Balkondan kuşları ve yuvayı attı;

“- Senin başka işin gücün yok mu? Burada zaman öldürüyorsun. Çabuk kalk içeriye geç yapacak bir sürü işin var.”

 Çok üzülmüştü. Çok ağlamıştı. Kader arkadaşlarından ayrılmıştı. Yumurtaların çıkmasına çok az bir gün kalmıştı. Üvey anası mahvetmişti yuvayı. Kim bilir o kumrularda ne kadar üzülmüştü. Dışarı her çıktığında gördüğü ve duyduğu kumru seslerine hasretle bakar arkadaşlarını arardı. Gördüğü kumrulara arkadaşlarını sorardı.
Kumruların birbirlerine çok bağlı olduklarını bilirdi. Hayatları boyunca tek eş ile birlikte olurlardı. Eşlerden biri öldüğünde diğer eş bir daha eş aramaz yaşamını tek başına geçirirdi. Çok hoşuna gitmişti bu durum Kaderin kimden duyduğunu hatırlamaya çalıştı. Acaba babaannesi mi söylemişti?

Camdaki kumrulara dikkatle baktı. Ne kadar güzellerdi. Erkek olanı biraz daha büyüktü. Eşinin etrafında ses çıkararak dönüyordu. Çocukluğuna balkonuna yuva yapan kumrulara ne çok benziyorlardı. Gerçi bütün kumrular birbirine benzerdi. Dişi olanı kafasını uzatıp camdan içeriye bakıyordu. Evet, evet yanlış görmemişti. Kumru camdan içeriye bakıyordu. Keşke ayağa kalkabilseydi diye düşündü. Kalkıp kumruları besleyebilirdi. Çok sevinmişti. Kumruları görmek iyi gelmişti.
Kumrular Kaderi rahatlatmışlardı. Az önceki kötü düşünceler bir anda aklında çıkmıştı. Aklına Ağabeylerinin güvercin beslemeleri geldi. Sürekli onlara;

“- Benim içinde kumru alsanız da ben baksam”diyordu. Fakat hiçbir zaman kumru almamışlardı. Büyüdüğü zamanda kumru alamamıştı. Kumru sevgisi yüreğinde hep olmuştu. Hele çıkardıkları sesler en çok sevdiği seslerdendi.

Kader I   II                                                     ****                                         Devamı yarın

3 yorum:

  1. Gecenin bu vaktinde önce akıcı öykü, ardından
    video görüntüleriyle büyülenmiş vaziyetteyim.
    Devamını merakla bekliyorum. Sevgilerimle..

    YanıtlaSil
  2. çok hazin bir hikaye ama hikaya demek yalnış olur,çevremizde,akrabamızda,tanıdıklarımızda yaşanan gerçekler bunlar,rabbim kötü insanların şerrinden korusun..paylaşımınıza,yüreğinize sağlık...

    YanıtlaSil
  3. Çok hüzünlü bir hikaye. Yüreğinize sağlık. Saygılar.

    YanıtlaSil