26 Nisan 2011 Salı

Kader (02) / Fuat Gencal



KADER

(02)

Okumayanlar için,Kader I  

Kalbimdeki yangın neredeyse tüm vücudumu sarıyordu. Sabah oluncaya kadar annemle konuştuk. Sabah olmuştu. Hoca hanım gelmişti. Yıkama işlemini o yapacaktı. Ben de yardım edecektim. Fakat beni yıkamaya almadılar. Sadece yengemlerden biri yardım için girdi. Ben de girmek istiyordum annemi ben yıkamalıydım. Annemin arkadaşı olan hoca hanım;

“-Çocuklarından kimse girmesin dayanamaz ağlarlar. Gelin rahatsız olur.” demişti. Annem yıkanırken mis gibi bir koku eve yayıldı. Annem misler gibi kokuyordu.  Annemi yıkayıp kefenlemeye başladılar. Yüzünü bağlamadan evvel son kez evdekilere göstermek için beni ve babaannemi çağırdılar. Son kez annemin yüzüne bakıyordum. Gözleri hafif aralı gülümsüyordu. Alnında boncuk boncuk terler oluşmuştu. Bembeyaz kefenler içerisindeydi. Melekler gibi olmuştu. Babaannem sarılıp öptü gelinini helallik istedi ondan eliyle terlerini sildi. Açık kalan gözlerini kapattı. Fakat gözleri tekrar aralandı. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Annemin yüzünü doya doya son kez öptüm. O misler gibi olan kokusunu hala unutmam. Ağlayarak oradan çıktım.

Gelen tabutun içerisine annemi yerleştirdiler. Cenaze namazına gitmeden önce annemi yıkayan hoca hanım;

 “- Hanımlar bu gelin için sakın ağlamayın. O çok güzel bir yere gitti. Ağlayıp ta onu sıkmayın. Ben bu yaşıma kadar sayısız cenaze yıkadım. Bu gelin gibisini görmedim.”
diyordu. Hele annemin cenaze namazı kılındıktan sonra helalleşmek için evimizin önünde getirdiklerinde hocanın yaptığı konuşmayı da hiç unutmadım. Hala kulaklarımdadır. Şöyle diyordu;

“- Bir kadın hamile kaldığında, çocuğunu doğurduğunda ve çocuğunu memeden keseceği güne kadar Allah yolunda nöbet bekleyen asker gibidir. Bu arada ölürse şehit sevabı alır. Yani şehit olur. Bu hanım kızımızda doğum yaparken öldüğü için Allahın izni ile şehit olmuştur.”

Böyle demişti hoca efendi annem şehit olmuştu. Bizleri yetim bırakarak Cennete uçup gitmişti.
*

Odaya doktor girince ablası susarak ayağa kalktı. Uzun boylu hafif kır saçlı orta yaşlarda ki Doktor Kader’i uzun uzun kontrol ettikten sonra ablasına döndü;

”- Aslında fiziksel olarak herhangi rahatsızlık görünmüyor. Ama sinirleri tamamen harap olmuş. Vücudu tamamen kendini bırakmış kendini toparlayamıyor. Nasıl bu hale geldi? Bu bayanın hiç kimsesi yok muydu?  Neden bu duruma gelinceye kadar hiç doktora götürülmedi? Bu genç yaşta çok yazık olmuş”

Gibi sorular sormaya başladı. Ablası da;

 “- Hiç sormayın doktor bey kız kardeşim çok sessiz ve sakin bir insandır. Bizlere de hiçbir şey anlatmadı. Hep içine attı. Ben her zaman sordum. Çocukları için hep sustu. Ne bana ne de diğer kardeşlerime açıp hiçbir şey söylemedi. Yıllardır içine ata ata bu hallere geldi. İçinde biriken tüm sıkıntılar şimdi patlak veriyor.”

Kader ablasının doktor beyle yaptığı konuşmaları duyunca rahatsız olmaya başlamıştı. İşte her şey ortaya çıkıyordu. Ablası her şeyi anlatacak mıydı? Şimdi herkes öğrenecekti neler çektiğini baksana ablası nasılda anlatıyordu. Gözlerini açıp ablasına işaret vermek istedi. Hafif araladı. Ve doktoru gördü. Ne kadar yakışıklı bir doktordu Türk filmlerindeki aktörlere benziyordu. Tekrar kapattı gözlerini hiç hali yoktu. Ablasına;

 “-Ne olur abla, her şeyi sana anlattığıma beni pişman ettirme kimselere bir şey söyleme demek istiyordu.”  

Ama değil söylemek gözlerini bile açacak dermanı yoktu. Doktor odadan çıkarken;

 “- Kader hanıma sakinleşmesi ve uyuması için ilaç verdim. Yarına kadar uyuyabilir. Sizler de rahatsız olmayın yarına kadar uyanmaz sizlerde gidin istirahat edin. Yarın gelirsiniz” dedi. Fakat ablası;

”-Olsun doktor bey ben bundan sonra her şekilde Kaderin yanındayım onu hiçbir şekilde yalnız bırakmayacağım.” diyordu. Doktor odadan çıkınca ablam tekrar anlatmaya başlamıştı.
*

 “-Annemin cenazesi babasının köyüne götürülecekti. Son kez evinin önünde bütün komşularıyla, sevdikleriyle helalleşiyordu. Hoca yüksek sesle bağırıyor. Herkes helallik veriyordu. Evimizin önü çok kalabalıktı. Annemi sevenler, bütün komşular, akrabalar hep oradaydılar. Büyük amcam;

 “-Çocukları köye götürmeyeceğim. Çocuklara annem bakacak” diyordu. Ama nasıl olurdu benim mutlaka gitmem gerekirdi. Annemi son yolculuğunda da yalnız bırakmamalıydım. Hemen Kader’i babaanneme teslim ettim. Bende gitmeliydim hiç kimselere görülmeden köye giden araçların birine bindim. Beni kimsenin görmemesi için hiç ses çıkarmıyordum.

Cenaze için kalabalık bir cemaat köye gidecekti. Bütün arabalar kapımızın önünden hareket edecekti. Hemen hemen herkes köye gidiyordu. Anneme son görevlerini yerine getireceklerdi.

Arabalar köye hareket ederken çok tatlı ılık bir bahar havası vardı. Çok hoş sıcak ve hafif bir rüzgâr yüzümüze vuruyordu. Kış olmasına rağmen hiç soğuk yoktu. Güneş görünmüyordu. Bulutların arkasına gizlenmişti. Çok farklı bir renkte ve çok yükseklerdeydi. Ortalık çok sakindi. Sanki her şey annemi yolcu ediyordu. Kedimiz bile etkilenmişti. Oda sessiz bir şekilde arabaların ve annemin gidişini izliyordu.

Annemin cenazesi amcamın siyah minibüsündeydi. Arkadan iki koltuğu yatırmışlar tabutu bunların üzerine koymuşlardı. Şoför olan amcamın yanına babam ve dedem oturmuştu. Çok değil 15 yıl önce telli duvaklı gelin olurken yine aynı siyah minibüsle Neşe içerisinde gülümseyerek. Gelin geliyordu. Şoförün hemen arkasındaki koltukta babam ile birlikte oturuyordu. Bugün ise yine bembeyaz kefenler içerisinde aynı arabayla köyüne dönüyordu. Artık hep köyünde kalacak. Çok sevdiği yavrularının yanına istese de geri dönemeyecekti.

Yaklaşık 1,5 saat yolculuktan sonra köye varmıştık. Çok rahat bir yolculuk yapmıştık. Babam beni görünce;

“- Sen neden geldin. Kardeşini kime bıraktın. Amcan demedi mi? çocuklar gelmeyecek. Nasıl geldin” Gibi laflar etmeye başladı. Ben başımı öne eğerek hiç cevap vermedim. Dedem araya girdi;

“-Olsun oğlum fark etmez sadece o gelmiş benim kızım akıllıdır. Sessiz durur” dedi.  Annemin tabutunu önce baba evine götüreceklerdi. Fakat zaman çok daraldığı için eve götürmekten vazgeçtiler. Tabutu köy camisindeki musalla taşına koydular. İkindi namazı kılındıktan sonra tüm köylüleri annemin cenaze namazını da kılıp tabut omuzlarında köy mezarlığına doğru götürmeye başladılar.

Uzun servi ağaçları ile dolu olan köy mezarlığı evlerden fazla uzakta değildi. Önceden annemin gömüleceği yeri kazmışlar hazır etmişlerdi. Annemi köydeki dedesinin yanına gömeceklerdi. Dedesi iki yıl önce ölmüştü. Onun cenazesine de gitmiştim. Annem ne kadar ağlamıştı. Günlerce kendine gelememişti. Şimdi hemen yanına gömülecekti annem dedesiyle yan yana yatacaklardı. Anneannemin bağırmaları, ağlamaları orada bulunan herkesi ağlattı. Sesli sesli ağlıyor. Bağırıyordu;

”- Yakışmadı kızııım sana yakışmadı. Sıra ile gidecektik sen ne yaptın sen bütün sıraları bozdun. Orada başkası yatacaktı. Senin sıran değildi ki sen oraya hiç yakışmadın. Sen yavrularının başında olacaktın. Kimlere bıraktın yavrularını kuzuuuuumm” diye feryat ediyordu. Annem ninesi için ayrılan yere gömülmüştü. Herkes ağlıyordu. Hoca efendi sürekli sabırlı olmalarını yüksek sesle ağlamamalarını öğütlüyordu.
Defin işlemi bitince yağmur yağmaya başladı sessiz sessiz yağıyordu. Sanki gök kubbe de ağlıyordu. Cenazeye katılan insanlarda sessiz bir şekilde ağlıyordu. Herkesin yüzü gözü ıslanmıştı. Babamı da ilk kez burada görmüştüm ağlarken. Gerçekten ağlıyordu. Önce hıçkıra hıçkıra sonra sessiz bir şekilde ağlıyordu. Annemi mezara koymak istemiş fakat müsaade etmemişlerdi. Yaptığı cahilliğin vebali onu da eziyordu. Büyük pişmanlık yaşıyordu. Kardeşleri koluna girmiş babamı teselli ediyorlardı.

Bir gün köyde kaldık. Annemin doğduğu evde annemin yattığı yatakta yattım. Hala kokusu var gibiydi. Yâda ben öyle hissediyordum. Ninem bana;

“-Kızım annem benim tek kızımdı. Onu her şeyden çok seviyordum. Ama ne yapalım. Allah onu bizden daha çok seviyormuş ki yanına aldı. Sabredeceğiz. Ben seni annenin yerine koyuyorum. Kızım beni yalnız bırakma sık sık yanıma gel emi.” diyordu. Ben söz vermiştim ninemi fırsat oldukça yalnız bırakmayacaktım.

Annemi köyünde dedesinin yanında bırakıp evimize döndük. Biz köydeyken evde anneme ait tüm eşyaları yıkanıp fakir fukaraya dağıtılmıştı. Annemi hatırlatacak hiçbir şey bırakmamaya çalışmışlardı.
Evde çok büyük kalabalık vardı. Babaannemler, yengemler, tüm komşular bizde kalmışlardı. Kuranlar okunmuş taziye için gelen gidenlerle ilgilenilmişti. Tam yedi gün annemin ruhu için kuran okundu. Daha sonra herkes evlerine döndü. İşte o zaman annesizliğin ne demek olduğunu anladım.
Annesiz ev bomboştu. Annemin yerini hiçbir şey dolduramazdı. Her köşede annemin izleri vardı. Ne yapacaktım ben bilmiyordum. Kalbimdeki ağrı tüm vücuduma yayılmıştı. Annemin bana yaptığı vasiyeti yerine getirecektim. Kardeşlerimi gözüm gibi bakacaktım. Çünkü hepsi bana anne hatırası idi. Kaderi ve kardeşlerimi o günden beri sahiplendim. Daha 14 yaşındaydım. Evin tüm işleri ve kardeşlerimin bakımlarını hep ben yapıyordum. Küçük Kadere de ben bakmaya başlamıştım. Babaannem biraz bizde kaldı Kadere bakmama yardım etti.”
*

Hemşire odaya girdiğinde yatsı ezanı okunuyordu. Kaderin tansiyonuna baktı. serum şişesini değiştirdi. Göz kapaklarını açarak gözlerine baktı. Elindeki dosyaya bir şeyler yazdı. Ablası merak edip hemşireye;

”-Her şey yolunda değil mi? Bir sorun yok” diye sordu. Hemşire de;

”- Her şey yolunda bir sorun yok şimdi Kader Hanım sabaha kadar uyuyacak. Eğer herhangi bir hareket görürseniz lütfen bana haber verin.” deyip odadan çıktı. Hemşire odadan çıktığında ezan hala okunuyordu. Öyle garip okunuyordu ki Kaderin gözlerinden yaşlar gelmeye başladı. Çok duygulanmıştı. Ablası da ezandan çok etkilenmişti.
Ezan onu çok eskilere annesinin salasının okunduğu güne götürmüştü. Annesinin salasını hafız olan dayısı okumuştu. O kadar güzel ve o kadar duygulu okumuştu ki dinleyen herkes ağlamaya başlamıştı. İşte bu hoca da öyle güzel ve garip okuyordu.

Ablası yatsı namazını kılarken tanımadığı kişide odadan dışarı çıkmıştı. Acaba bu adam kimdi? Kaderin kafasına takılmıştı. Saatlerce hiç konuşmadan ablasını dinliyordu. Ablası nereden tanımıştı bu adamı, neden bu güne kadar ondan hiç kendisine bahsetmemişti. Sonra neden doğumundan itibaren her şeyi anlatıyordu. Bu sorulara cevap veremiyordu. Başı ağrımaya başlamıştı. Gözlerini açamadığı için uyuduğunu sanıyorlardı. Aslında şöyle derin bir uykuya ne kadar ihtiyacı vardı. Uyusa her şeyi unutsa ne güzel olacaktı.

Küçüklüğünden beri sevgisizdi. Annesi öldüğü için anne sevgisi nedir hiç bilememişti. Ablasını çok seviyordu. Acaba anne sevgisi de öyle bir şey miydi. Üvey annesi kendi çocuklarına gösterdiği sevgiyi ona hiç göstermemişti. Ablası onu kendi evlatları yerine koydu. Öyle seviyordu. Oda ablasını çok seviyordu. Çok şeylere ablasının hatırına, onu çok sevdiği için katlanmıştı. Eğer ablası olmasaydı bugün kendiside olamazdı.

Bir el saçını okşuyordu. Gözlerini zorlayarak hafif açtı ve ablasını gördü. Ablası elindeki mendille Kaderin gözlerindeki yaşları sildi. Kader ablasına;

”-Abla su” deyiverdi. Çok susamıştı ve hiç kimse ona su vermemişti. Ablası hemen hemşirelere danışarak olur cevabı aldıktan sonra plastik bir bardağın yarısına kadar doldurduğu suyu Kadere içirmeye başladı. Öyle hoşuna gitmişti ki tekrar istedi bu sefer bir bardağa yakın suyu bir hamlede içivermişti.
Su içerken tanımadığı adam içeriye girmişti. Ablası ona dönerek;

”-Neden geri döndünüz? Neden gitmediniz?” diye sordu. Tanımadığı kişi ilk kez konuştu ve ablasına;

 “-Gidemedim. Aklım sizlerdeyken eve gitmek istemedim.” diye cevap verdi. Kader iyice meraklanmıştı ve ablasına;

”-Abla kim bu adam”  diye çok sessizce sordu. Fakat ablası duymadı ve plastik bardağı başucundaki komedine koyarak tanımadığı kişinin yanına giderek oturdu.

”- İnşallah iyileşecek bak konuşmaya başladı. Su istedi.” dedi. Ve anlatmaya başladı;
*

“-Annemin ölümünün üzerinden çok kısa bir zaman geçmişti. Babaannem ile birlikte tüm kardeşlerime bakıyordum. Evin her köşesinde annemi görüyordum. Çok temiz bir kadındı annem. Babaannem hep söylerdi;

“-Gelinlerimin içerisinde en temizi, en beceriklisi senin annendi”
 
Benden sonra doğan 4 erkek kardeşim vardı. Hepside peş peşe dünyaya geldikleri için küçüktüler hiçbir şey anlamıyorlardı. Biri hariç henüz annesizliğin farkına varamamışlardı. Annemin köyde olduğunu zannediyorlardı. Okula gidiyorlar. Yine oyunlar oynuyorlardı. Oyun onlara her şeyi unutturuyordu. Arada bana;

 “-Abla annem ne zaman gelecek”diye sorularda soruyorlardı ama ben onlara cevap vermekte çok zorlanıyordum. Hiçbirine;

”-Annemiz öldü artık gelmeyecek. Bizi bırakıp çok uzaklara gitti. O şimdi küçük oğluyla ilgileniyor.” diyemiyordum.
*

Sırt üstü yatmaktan belleri ağrımaya başlamıştı. Çok acı çekiyordu. Elinin kaldırdı. Tanımadığı adam elini görünce ablasına;

“-Bir şey istiyor herhalde baksanıza elini kaldırdı” deyince ablası hemen Kader’in yanına kalktı. Elini tuttu. Fakat gözleri kapalı olduğu için bir şey anlamadı. Acaba yine su mu istiyor diye düşündü. Eliyle saçlarını düzeltti. Yine hiçbir hareket göremedi. Tekrar odadaki kanepeye oturdu. Ve tanımadığı adama;

“-Uyuyor. Ne demek istediğini anlayamadım. Sesime cevap da vermedi. Acaba bir yerimi ağrıyor ondan dolayı elini kaldırdı? Hemşireye haber verelim mi?diye sordu. Tam o anda hemşire odaya girdi. Kader’in serum şişesini kontrol edip serumun içerisine bir ilaç sıktı. Ablasının anlatmalarına da;

“-Olabilir. Belki biraz ağrısı vardır. Sürekli yatmakta insanı hasta eder”deyip odadan çıktı. Ablası hemşirenin arkasından bir müddet baktıktan sonra tekrar anlatmaya başladı;
*

“-Küçük Kader aslında çok uslu bir bebekti. Hiç sesi çıkmaz fazla ağlamazdı. Sürekli uyumak isterdi. Biberonla yedirir, altını temizlerdim. Çok temiz bakmaya gayret ediyordum. Çünkü annem çocuklarına çok temiz bakardı. Hiç ağlamayan Kaderin son birkaç gündür başlayan ve benim bir türlü çözemediğim ağlama nöbetleri vardı. Hiçbir şekilde susmuyor sürekli ağlıyordu. Ağlamaya başladığında ne yapacağımı şaşırıyordum. Çok da korkuyordum. Acaba hastamı oldu. Acaba bir şeyini mi noksan bıraktım. Ne kadar ayağımda sallasam da, ne kadar gazını çıkarsam da bir türlü susturamıyordum. Yine ağlama nöbeti başladığı bir gün elim ayağım birbirine dolanmıştı. Ne babaannem nede ben bir türlü Kaderi susturamadık. Öyle ağlıyordu ki çocuk kıpkırmızı olmuştu. Babaannem bana;

”Kızım sütünü verdik, altını temizledik, gazını çıkardık tüm hizmetlerini yaptık. Başka yapacak bir şey yok al ayağında salla uyutmaya çalış.”

Deyip Kaderi bana verdi. Bende yere oturarak arkamı eski somya divana dayadım. Annemin eski bezlerden yaptığı minderi altıma aldım. Kadere hamile iken hazırladığı küçük bebek yastığını da ayaklarıma koyarak Kaderi ayaklarımda sallamaya başladım. Fakat çocuk hiç susmuyordu. Babaannem biraz hasta olduğu için başka bir odaya giderek uyumaya başladı. Bende günlerdir uykusuz olduğum için hem sallıyordum hem de gözlerim kapanıyordu. Birazda korkuyordum. Acaba hastamı olmuştu. Babam duysa bana kızarımıydı? Neden hiç susmuyordu. Diye düşünürken. Gözlerim kapanmıştı. Kaderin çok ağlamasına rağmen artık sesini duymaz olmuştum. Çünkü uyku ağır gelmişti.
*
Uyumaya başlamışım. Uykudayken odanın kapısı açıldı ve annem odaya girdi. Üzerinde daha önce hiç görmediğim bembeyaz, upuzun bir elbise ve başında beyaz bir tülbent vardı. Gülümsüyordu. Yüzü ışıl ışıldı. İnci gibi parlayan dişleri görünüyordu. Çok yavaş bir şekilde yanımıza kadar geldi. Eliyle Kader’in alnını sıvazlayıp Bana;

 “Kızım korkma bebek hasta değil susuz kalmış ona su verin.” deyip odadan çıktı. Hemen uyandım. Kaderi yere bırakarak evdeki bütün odaları dolaşmaya başladım. Çünkü annem çok gerçek gibiydi. Acaba gerçekten mi gelmişti. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Babaannemin odasına baktığımda babaannem uyandı ve bana;

”-Ne oldu kızım bebeğe bir şey mi oldu” diye sordu. Bende gördüğüm rüyayı anlattım.

“Sanki gerçekten geldi babaanne” dedim. O da bana;

 “-Kızının ağlamasına dayanamayıp sana göründü. Olur, böyle şeyler. Annen şehit oldu senin, şehitler zaman zaman sevdiklerine görünürler.” dedi. Ve ekledi;

“-Kaldı ki annen çocuklarını çok seven bir kadındı. Sizlere görünmesi çok normal kişi öldükten sonra bile sevdikleri ile beraberdir. Onu sadece kendi gibi sevenler görebilir. Sen de anneni ne kadar seviyorsun ki rahatça görebildin.”dedi.

 Kaderin yanına koştum. Hala ağlıyordu. Sanki rengi de ağlamaktan morarmaya başlamıştı. Üzerindekileri çıkardım. Hemen mutfağa koşup su aldım. Kadere çay kaşığı ile su verdim. Suyu içince ağlaması durdu. Rengi normale döndü. Hatta bir süre sonra uyumaya da başladı.

Kader uyuyunca annemi düşünmeye başladım. Annem ne kadar güzeldi sanki bir melek gibi girmişti odaya ne kadar sevinmiştim. Acaba tekrar gelirimiydi? Ah gelse hep bizle olsa ne güzel olurdu. Baksana hala bizleri düşünüyor. Nasıl korktuğumu üzüldüğümü anlayıp geldi. Bebeğinin hasta olmadığını sadece susuz kaldığını anladı.

 O günden sonra da annemi sık sık rüyalarımda görüyordum. Bana çok güzel nasihatler veriyordu. Her gelişinde ayrı ve çok güzel daha önce hiç görmediğim elbiselerle geliyordu. Devamlı tebessüm ediyor. Çok mutlu ve çok rahat bir yerde olduğunu bizleri görmek için kendisine izin verdiklerini onun için rahatça gelebildiğini söylüyordu. Ve bana;

“- Kızım artık benim için ağlama bak istediğin zaman gelip seni görüyorum. Eğer ağlarsan bir daha bana izin vermeyebilirler bende artık gelemeyebilirim.”diyordu. Hatta bir keresinde eliyle önce kalbimi sonra tüm vücuduma sıvazlayarak kalp ağrılarımı biraz rahatlatmıştı.

Kader I      -----        devamı yarın

5 yorum:

  1. okurken etkilenmemek elde değil.devamını beklıyorum.sevgiler.

    YanıtlaSil
  2. hello, thanks for your comments e your visit in my blog!

    Nice to meet yuo!

    YanıtlaSil
  3. Çok teşekkür ediyorum. Sevda hanım, beğenmenize çok memnun oldum.

    Saygılar.

    YanıtlaSil
  4. Hi, Tiziana lady, thank you very much for your visit.

    Regards.

    YanıtlaSil
  5. ama olmadi bu.Tam sonunda ne olacak acaba diye düsünürken, birde baktimki (devami yarin) yaziyor.Maalesef yarina kadar, kaderi düsünmek kaliyor okuyuculara.Insaallah sonu güzel biter.

    YanıtlaSil