25 Nisan 2011 Pazartesi

Kader (01) / Fuat Gencal






KADER
(1)
Gözlerini açtığında, nerede olduğunu düşündü.  Evde miydi? Şöyle bir etrafına bakındı. Hiçbir şey göremiyor, hiçbir şey hatırlamıyordu. Evinde olamazdı. Neredeydi?  Buraya nasıl gelmişti? Kim getirmişti onu?  Gözlerini kapattı. Düşünmeye çalıştı. Ne olmuştu da buraya gelmişti. Hiçbir şey düşünemiyor, hatırlayamıyordu. Tekrar açtı gözlerini etrafı inceledi. Kirli sarıya boyanmış duvarları, küflenmiş bir tavanda yanan spot lambalarını gördü.   Kendi evi olamazdı. Kolunu kaldırıp tansiyon aletini takmaya çalışan hemşireyi görünce bir hastane odasında olduğunu anladı. Zaten ilaç kokularından da hissetmişti. Çok bakımsız bir hastaneye benziyordu. Duvarlardaki çatlaklar boya ile kapatılmaya çalışılmış fakat başarılı olunamamıştı.
Neresiydi burası? Gözlerini tansiyon almaya çalışan hemşireye dikti. Orta boylu, hafif esmer yollu bir genç kızdı. Yüzünde her iki yanağında gamzeleri vardı. Konuşurken bile belli oluyordu. Kısa kesim saçları kendisine çok yakışmıştı. Çok canlı, sevecen, ışıl ışıl parlayan ela gözleri vardı. Tüm samimiyetiyle kendisine bakıyordu. Demek hastaneye yatırılmıştı.
Neden? Acaba ablası mı yoksa çocukları mı yatırmıştı onu? Kendini toplamaya bir şeyler hatırlamaya çalışırken hemşire konuşmaya başlamıştı. Ne güzel ne tatlı ve billur gibi bir sesti. Biraz durdu. Ne dediğini anlamaya çalıştı.

“- Merhaba Kader Hanım nasılsınız? Kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” 
diye soruyordu.
Soruyu anlamış fakat hemşireye bir türlü cevap verememişti. Sanki dili şişmiş tüm ağzının içini kaplamıştı. Dilini döndürüp konuşamıyordu. Boş gözlerle bakakalmıştı hemşireye. Hiçbir şey diyememişti. Hemşire işini bitirdikten sonra cevap alabilmek için bir süre beklemiş; fakat Kader konuşamayınca hafif bir gülümseme ile tüm gamzelerini ortaya çıkararak;

“- Ben şimdi kendinize geldiğinizi ve iyi göründüğünüzü doktor beye haber vereceğim.” 
diyerek hızlı adımlarla odadan ayrılmıştı. Kader hemşirenin arkasından bakarken 'Neden cevap veremedin, neden iyi olduğunu bildirmedin.' diye kendisine kızıyordu.  Birden zeytin karası gözleri buğulandı. Gözlerini kapattı. Ağlamak üzereydi. Kaynanasının kendisine söylediği sözler aklına geldi. Boğazına bir şeyler düğümlendi. Gözyaşları akmaya başladı. Nefes alamıyordu, boğazını bir şeyler sıkıyordu. Ellerini boğazına götürüp nefes almak için uğraştığını hatırlıyor ondan sonrasını hatırlamıyordu.


Kader bu küçük hastane odasına ne kadar zaman önce getirildiğini, niçin ve neden yatırıldığını bile bilmeden sessiz bir şekilde yatıyordu. Kim yatırmıştı onu bilmiyordu. Koluna takılan serum şişesi, serumun içine sıkılan adını dahi bilmediği bir sürü ilaçlar onu iyice halsizleştirmiş, bir ceset gibi hareketsiz bırakmıştı. Bütün bedeni yorgundu. Hiç hali yoktu.
 *
Bir ara kendine gelir gibi olduğunda kulağına bir takım seslerin geldiğini duydu. Ablasının sesini duyar gibi olmuştu. Nefesini tuttu ve konuşmalara kulak kabarttı. Evet, ablasının sesiydi konuşan. Ablasının sesini duymuştu. Odadaydı. Yanına gelmişti. Acaba ne zamandan beri odadaydı? Geldiğini neden hiç duyamamıştı. Ne kadar süre kendinden geçtiğini düşündü. Demek onu ablası getirmişti. Ablasına kim nasıl haber vermişti. Kafasında toparlayamadığı birçok düşünce yoruyordu kendisini.
Vefakâr ablası yine sahip çıkmıştı Kader’e. Yine kardeşini bırakmamıştı. Sevinmişti. Ablası her şeyi ile ilgilenirdi.
Odada iki kişi konuşuyordu. Demek ablasının yanında biri daha vardı. Çünkü ablası birisiyle konuşuyordu. Demek birisi daha vardı. Ama kimdi? Bu kişiyi tanımıyordu. Evet, ablasının konuştuğu kişiyi tanıyamamıştı. Kimdi acaba? Bu odada ne işi vardı? Tanımak için gözlerini açmak istedi; fakat gözlerini açmaya dermanı yoktu. Çok uğraştıysa da bir türlü açamıyordu. O da sessizce konuşulanları dinlemeye başladı. Ablası;

 “- Kader’im” diyordu

“- En küçük kardeşim.  Adını kader koymuştuk kaderi güzel olsun diye; ama yavrum adı gibi çok talihsiz ve çok kadersiz doğdu”.

 Ablası gerçekten de doğru söylüyordu çok kadersizdi, hiçbir zaman bahtı gülmemişti. Ne doğumunda, ne çocukluğunda ne de evliliğinde kendisine sahip çıkan olmamıştı. Hep hor görülmüş, aşağılanmış, konuşması engellenmişti. Hep tek başınaydı. Bazı zamanlar çocukları bile kendisinden uzaklaşıyordu. Anlamakta zorluk çekiyordu. Acaba neden hiç kimse ona iyi davranmıyor? Yüzüne gülmüyor, onu sevmiyor diye çok düşünüyordu. Bir tek ablasıydı onu koruyan, seven, yüzüne gülen, dinleyen. Evet, bir tek ablası onu kolluyor ve düşünüyordu. Baksana hastanede bile sadece ablası vardı. Bugün yaşıyorsa, canına kıymadıysa hayattaysa ablasının ve çocuklarının sayesindeydi. Ablasını her şeyden çok seviyordu.

 Ablası sessiz bir şekilde konuşuyordu. Yanındaki adama anlatmaya başlamıştı.  Çok duygulu bir o kadarda içten bir şekilde anlatıyordu. Normalde de konuşmayı çok severdi. Kilolu olduğu için sesi hep tok çıkıyordu. Ses gırtlaktan geliyordu. Onun için ne kadar sessiz konuşsa da rahatlıkla ablasını duyabiliyordu. Karşısındaki kişi de ablasını soluksuz dinliyordu.
*

“- Annem Kader’i doğurduğunda 33 yaşındaydı. Çok gençti. Çok güzel bir kadındı. Anne ve babasının tek kızıydı onun için çok nazlı büyütülmüştü. Babamla severek evlenmişlerdi. Babamı çok severdi. 17 yaşını bitirdiği gün gelin olmuştu.”

Sustu, ağzı kurumuştu. Su almak için ayağa kalktı. Başı döner gibi oldu. Yorulmuştu. Belki de tansiyonları da çıkmıştı. Odada su kalmadığını görünce yanındaki adama;

“- Hiç su kalmamış size zahmet aşağıdan alsanız ben kendimi pekiyi hissetmiyorum”
demişti. Adam da odadan su almak için çıkmıştı. İşte güzel bir fırsattı ablasına bu adamın kim olduğunu sorabilirdi. Gözlerini açamadan yine adamın sesini duydu. Ne çabuk gelmişti. Ablasına plastik bardakla su bile vermişti. Suyunu içen ablası anlatmaya devam ediyordu. Ama bölük pörçük kaldığı yerleri hatırlamadan aklına geldiği gibi anlatıyordu.

“-Doğumda kaybettik annemi 33 yaşındaydı. 7. doğumunu, Kader'i doğuruyordu. Doğumdan bir gün önce ana kız evi baştan aşağıya temizlemiştik. Sanki bayram temizliği yapıyorduk. Dip köşe her yerleri silmiştik. çok yorulmuştuk. Annem ara ara gelen sancıları için yorgunluktan deyip pek önemsememişti. Akşam ağrıları artmaya başladığında babam annesini eve getirtmişti. Babaannem ne olur ne olmaz gece doğum olursa diye bizde kalacaktı. Annem o gece sabaha kadar sancılandı. Sabah olunca babam eve ebe getirip işe gitti.
 *
Cahillikten, yobazlıktan annem gencecik yaşında, hayatının baharında bu dünyadan uçup gitti. Geriye en büyüğü 14 yaşında, en küçüğü de yeni doğmuş 6 yetim bırakarak. Çok sevdiği yavrularına doyamadan, hele yeni doğurduğu kızına sarılamadan, bir kez olsun emziremeden yavrularını boynu bükük bırakarak cennet bahçelerine gitmişti.
Cennette iki yıl önce kaybettiği küçük yavrusuna kavuşmuştu. Bizleri bırakıp küçük kardeşimin yanına gitmişti annem. Ne kadar ağladığımı hiç kimse bilemez. Her yatağa başımı koyduğumda ağlamaktan yastık ıslanırdı. Kardeşlerimin etkilenmemesi için hep gizli ağlardım. Kardeşlerinden büyük olsan da sen de 14 yaşındasın daha çocuk sayılırsın. Çok zor. Allah’ım hiç kimseleri annesiz bırakmasın.”

Bir yudum daha su içti. Sürekli ağzı kuruyordu. Demek şekeri yükselmişti. Korkmuştu Kader. Ablasının şekeri çok yükseldiğinde komalara girerdi. Çok rahatsız olurdu. Eğer yine öyle olursa diye düşündü. Sonra aklına hastanede oldukları geldi. Böyle bir şey olsa hemen müdahale edilirdi. Tekrar başlamıştı anlatmaya;
 *
“-Babam çok kıskanç bir adamdı. Annemin hiçbir doğumunu hastanede yaptırmamıştı. Doğum zor olsa da evde olmasını isterdi. Gerçi annem de çok utandığı için hep evde doğum yapmak isterdi. İlk bir iki doğumuna eve ebe bile gelmemişti. Babaannem ve ortanca yengemin yardımları ile yapmıştı doğumlarını. Bu doğumunda sanki hissetmiş gibi 'İlla ki evde yaparım.' dememişti. 'Zor olursa hastaneye gideriz.' derdi. Hastanede iki adımlık mesafede idi, istenseydi hemen gidilebilirdi. Ama yine hastaneye gidilmemişti. Bu doğumunda da eve ebe getirilmişti. Babaannemde doğumda bulunacak ebe hanıma yardım edecekti. Fakat ebe hanım annemi kontrol ettikten sonra bebeğin ters olduğunu, doğumun zor olacağını ve hastaneye gidilmesi gerektiğini söylemişti. Babam;

 “- Hiçbir şey olmaz bundan öncede evde 6 doğum yaptı. Bunda da bir şey olmaz”
 d
emişti. Annemi hastaneye götürmemişti. Çok zor, ağrılı ve kanamalı bir doğum olmuştu.
Kanama hiç durmuyor oluk gibi akıyordu. Çok zor da olsa doğum gerçekleşmişti.
Annemin bir kızı olmuştu. Çok güzel fındık gibi bir kız doğurmuştu. Fakat yeni doğan kızını Kader'i bir kez bile kucağına alamadan fenalaşmıştı. Çok kan kaybediyordu. Elleri ayakları buz kesmişti. Hafif  de bir titreme başlamıştı. Annem doğum gerçekleştikten sonra sanki öleceğini anlamış olacak ki beni yanına istetti.  Babaannem;

“- Kızım o daha çocuk seni böyle görmesin”
dedi; ama annem ısrar edince. Beni odaya aldılar.
Annemin yüzünü gördüğümde sanki kalbime bir ateş düştü ve yanmaya başladı. Öyle yanıyordu ki acısını hissediyordum. Bugün bile her anne denildiğinde kalbim acır.
Odaya girdiğimde annem yerde yatıyordu. Altında kalın naylonlar serilmişti. Üzerini kalın battaniyelerle örtmüşlerdi. Üşüyordu. Ellerini tutuğumda gözlerini açtı bana baktı. Öyle mahzun bir bakışı vardı ki sanki  'Bana yardım edin ölüyorum.' der gibiydi. Annem bana;

 “-Kızım ben ölüyorum. Kardeşlerini önce Allah’ıma sonra sana emanet ediyorum. Biliyorum sende küçüksün ama onlara çok iyi bakacağına eminim.”
 *
Annem kardeşlerimi bana emanet etmişti. Tekrar kapattı gözlerini. Göz etrafları bile mosmor olmuştu. Yüzü küçülmüş bir lokma kalmıştı. Odaya girdiğim zamanki titreme daha da fazlalaşmıştı. Sürekli dua okuyor ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Kalbimin yangını sürüyordu. Ben de annemin bizlerden ayrılacağını anlamıştım. Kendinden geçmiş bir vaziyette iken babamı çağırmamı istediler. Ben de bütün gücümle babamın yanına gittim eve gelmesini sağladım. Ebe hanım babama;

”- Hasta çok kan kaybediyor acil hastaneye kaldırmamız gerekiyor”
diye bilgi veriyordu. Babam da;

”- Biraz dinlensin düzelir” Gibi kaçamak cevaplar vererek ve ebenin tüm uyarılarına rağmen annemi hastaneye götürmemekte direniyordu.  Babaannem ve yengelerim ağlayarak babama bağırmaya başlayınca ona;

“- Oğlum karın ölüyor acele etmemiz gerek”
deyince; ancak o zaman annemi hastaneye kaldırdılar.
Fakat çok geç kalınmıştı. Hastane kapısında sedyeye yatırılırken son nefesini vermişti annem.
Doktorlar hiçbir şey yapamadan annemi geri eve göndermişlerdi. Sapsarı olmuştu. Yüzünde bir gülümseme belirmişti. Simsiyah gözleri hafif aralı tam kapanmamış. Alnı, kaşları, yanakları, ufacık burnu sanki bir mermerden yapılmış gibi ışıl ışıl parlıyordu. Annemin yüzüne sanki bir nur doğmuştu. Bugün gibi hatırlıyorum. O gülümsemeyi, Hiç unutmam mümkün mü?

Hastaneden bir battaniyeye sarılı vaziyette getirdiler. Annemi evin holüne çok sevdiği kiliminin üzerine uzattılar. Tüm kardeşlerimi etkilenmemeleri için dedemin evine gönderdiler.
Annemin çok sevip saydığı yaşlı bir hoca hanıma hemen haber verildi. Annem o gece evinde son kez yatıyordu. Babaannem tüm elbiselerini makasla kestikten sonra üzerine beyaz bir çarşaf örttü. Karnının üzerine de şişmemesi için bir bıçak koydu.
Herkes ağlıyor. Kuranlar okunuyordu.
Ellerimi annemin ellerine değdirdim. Az önce benimle konuşurken buz gibi olan elleri sanki ısınmıştı. Soğumamıştı. Sımsıkı tuttum ellerini, başımı annemin karnına yaslayarak gözlerimi bir saniye kırpmadan son gecemizi birlikte geçirdik. Sanki bana;

“- Kızım sakın ağlama senin ağlamana dayanamam. Sen benim ilk göz ağrımsın. Seni her şeyden çok sevdim. Eğer ağlarsan çok üzülür bende ağlarım. Sonra hiç rahat edemem haberin olsun” diyordu.

                                                                                                                              Kader: 02

12 yorum:

  1. Merhabalar, Gerçek bir hayat hikayesini siz değerli okurlarım için kaleme aldım. yazdığım öyküde geçen olaylar tamamen gerçektir. Ben dinlerken çok hüzünlendim. Ben çok beğendim.Ara arada ağladım. Umarım sizlerde beğenirsiniz. Bu öykümü Damla özel sayınızda yayınlamanız beni çok onurlandırdı. Sizlere ve Kaderi okuyacak olan değerli okurlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
    Sevgi ve saygılarımla..

    YanıtlaSil
  2. yüreğinize sağlık.okurken çok etkilendim.devamını okurken kendimi nasıl hissederim bilemiyorum.saygılar.

    YanıtlaSil
  3. kaleminize sağlık, bizlerle de paylaştığınız için çok teşekkürler...
    saygılarımla..

    YanıtlaSil
  4. çok dokunaklı ve bir o kadarda ders alınması gereken gerçek bir hikaye, devamını sabırsızlıkla bekliyoruz....

    YanıtlaSil
  5. Yüreginize kaleminize saglik hayatin gerceklerini ele almissiniz aslinda hepmizden kesitler var bu hikayede devamini bekliyoruz
    saygilar

    YanıtlaSil
  6. Güzel, sıcak ve içten yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  7. Öncelikle Merhaba, yazdığınız her yazı insanın o cümleleri derinden yaşamasına vesile oluyor, kaleminize yüreğinize sağlık, çok güzel ve anlamlı bir yazı olmuş, okurken annesini kaybeden o kızın yaşadığı o üzüntüyü paylaşmak gerçekten gözlerin buğulanmasına sebep oluyor.. devamını büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum..

    sevgiler saygılar

    vasfiye

    YanıtlaSil
  8. Bu güzel yaşanmış öykünün akıcı yazımı için Fuat beyi kutluyor ve devamını bekliyorum. Sevgi ve selamlarımla...

    YanıtlaSil
  9. Çok teşekkür ederim. Çok sağolun.

    Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  10. E' veramente un grande piacere ricambiare la tua visita e leggere il tuo post così bello ..
    Un abbraccio

    YanıtlaSil
  11. Merhabalar,

    Kader'i dünyaya getiren anne yaşamını yitiriyor. Cahillik ve yobazlığın Kaderin annesinin ölümüne sebep olduğunu vurgulamışınız. Kaderi güzel olsun diye konulan ismin Kader'e gerçekten gülüp gülmediğini ilerleyen bölümlerden daha iyi anlayacağız.

    Akıcı bir uslüp ve dille yazılan hikayenizin ilk bölümünü beğendim. Büyük bir keyifle ve zevk alarak okudum. İnşallah, devamını da okuyabilir ve Kader'in kaderini hep birlikte öğreniriz.

    Kaleminiz ve yüreğiniz güçlü ve daim olsunlar.
    En Güzel'e emanet olun. Selam ve saygılarımla.

    YanıtlaSil