14 Şubat 2011 Pazartesi

Ressam Ve Yağmur Damlası / Hamiyet Akan



 Ünlü bir ressamdı ve tuvaline düşen her kare de renkleri adeta dansa kaldırırdı. Deniz daha mavi, gökyüzü daha uçsuz olurdu onun ellerinde…


Yine güneşli günlerden bir gün, tüm malzemelerini alıp denizin mavisiyle çimenlerin yeşilini fırçasıyla seviştirmeye gitti.

Yamaçlardan birine şövalesini ve tuvalini yerleştirdi. Parmakları yeni bir günde yeniden fırçasıyla kenetlendi. Fırça darbeleri oldukça güçlü ve kararlıydı, ta ki güneş bulutların ardına gizlenene dek…

Güneşsiz havaları hiç sevmezdi, hele ki yağmurdan asla hoşlanmazdı. Yağmurun geleceğini anladığında evinden çıkmazdı, daha değmemişti tenine yağmur damlası. Şimdiyse evinden oldukça uzaktaydı ve ulaşması imkânsızdı.

Tüm malzemelerini toparlayıp az ilerideki koca çınarın gövdesine gizlenmeye karar verdi. Korusa korusa yağmurdan ancak çınarın koca gövdesi onu koruyabilirdi. Öyle de yaptı, hemen gitti ve dev çınarın bağrındaki o geniş kovuğa gizlendi. Az sonra yağmur tüm şiddetiyle gökleri yarmış geliyordu. Yağmurun gelişini görmek bile istemiyordu, sımsıkı kapattı gözlerini…

Neydi onu böylesine yağmurdan soğutan şey bilmiyordu ama sevmediğinden oldukça emindi. Gözlerini kapatıp, çınarın gövdesine yaslandı. Derin bir oh çekti, doğrusu bu çınarın burada olması onun için büyük bir şanstı.

Dışarıdaki yağmur hızını artırırken o yağmurun sesiyle uykuya çoktan dalmıştı ki; birden irkildi, yanağında bir serinlik hissetti. Hemen eli yanağına gitti ve o an avuçlarına süzüldü bir yağmur taneciği...

Koca çınar besbelli ki ressamı yağmurdan koruyamamıştı, gövdesindeki çatlaktan içeriye giriş yapan kaçak bir damlacık bulmuştu onu. Ne yapacağını şaşırdı. Bir yağmur damlacığı avuçlarında durmaktaydı. Önce sinirlendi, koca çınara küfürler savurup durdu ama ansızın sakinleşti. Yağmur damlacığını tuvaline aksettirmek istedi, lakin beceremiyordu. O güne dek onlarca resme imza atmıştı fakat şimdi bir damlacık karşısında aciz kalıyordu.

Avucunu kapatmadan, gözlerini ayırmadan yağmur taneciğini seyretmeye başladı. Onca yıl kaçtığı yağmur ona muhteşem bir güzellik sunmuştu, avucunda duran damlacık ne kadar alımlı ve hoştu.

Birden bir korku sardı, düşünceler beynini zorlamaktaydı. Avucundaki küçücük bir damlacıktı ve biliyordu ki ansızın kaybolup yokluğa karışacaktı. Şimdiye dek yağmura hep isyan etmişti ama şimdi onun sunduğu güzellikten bir parçayı kaybetme düşüncesi ressamı mahvediyordu. Hâlbuki sevmezdi yağmuru, şimdi ne olmuştu da ondan kopup gelen bir parça için böylesine uğraş veriyordu. Koca ressam yoksa bir yağmur damlacığına âşık mı oluyordu?

Yüreğini yokladı, önce inkâr etmek istediyse de avucunda duran yağmur taneciğine baktığında her şey başkalaştı. Evet, o koca bir ressamdı ama yağmur taneciği kadar saf bir güzelliği bu zamana dek yüreği tatmamıştı.

Ressam gözlerini bir an ayırmadan avucundaki güzelliği seyrediyordu sonra bir şey fark etti, yağmur taneciğinin her geçen dakika biraz daha azaldığını… Usul usul yağmur taneciği tenindeki gözeneklerden içeriye doğru ilerliyordu. Onu bir daha görememek düşüncesi ressamı yakıp kavuruyordu ama bir yandan da kendi bedenine karışmasına seviniyordu.

Birkaç dakika sonra ressamın avuç içi bomboş kalmıştı ama yağmur damlacığı bedenine zerk olmuştu. İçinde kaybetmenin üzüntüsü olsa da doyumsuz bir huzur vardı.



O günden sonra, ressam yağmurdan korkmadı, aksine her yağmur yağdığında kendini sokağa attı. Artık anlamıştı ki, bazen en güzel anlar en korktuğumuz anlarda gizlidir ve her insan korkusunun üzerine gitmelidir.

Hamiyet Akan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder