14 Şubat 2011 Pazartesi

2010 Dünya Öykü Günü Bildirisi ( Füruzan) -2012 Dünya Öykü Günü Bildirisi (İnci Aral)

Füruzan

2010 Dünya Öykü Günü Bildirisi

Paleolitik çağlardan beri İspanya’daki Altemira mağaralarına çizilen av resminden bugüne insanlar öykülerini aktarıyor. Din öncesi şaman törenlerinin büyüleyici doğa söylemi, İzmirli Homeros’un anlattıkları, Gılgameş, kanımca ilk gerçeküstü yazarlardan Evliya Çelebi’nin seyahatnameleri, masallar, söylenceler birbirlerine eklenerek çağlar boyu sürecek yolculuklarındalar.

İnsan sesini söze dönüştürdüğünden bu yana öyküsünü anlatıyor. Tabletlerde, papirüslerde, sonunda da sayfalarda tüm sesler yerini buluyor. Bu çabalar insanlığın kendisiyle karşılaşmasıydı. Toyluk dolu bu varoluş sorgulaması yazı yokken de vardı.

İnsanların ütopyasına ulaşma isteğindeki caymazlığı onun binlerce yıllık geçmiş kayıplarını araştırdığımızda ne denli erkenlere tarihlendiğini öğreniyoruz. Yirminci yüzyılın acılarla, kıyımlarla, adaletsizliklerle dolu zamanını sonlandırıp yirmi birinci yüzyılı iyileştirici bir beklentiyle karşıladık. Şölenler onuruna kadeh kaldırmalar… Oyalanma çabası daima geçici bir heves sevincini taşır. Hoş görülesi bir durum gibi algılansa da bu iyimser beklentilerimiz hızla geri tepti. Yeni yüzyıl da ardındaki gibi tüm olumsuzlukları aman vermeden taşıyor.

İşte tam burada öyküler yazılır, yazılmaktadır. Öykü inançtan değil, ütopyasından güç alır. Çünkü ütopya asla soyut bir kavram değildir. Toplumlar insanın değerini savunan başka bir hayatın özlemini taşıyorsa, erkin buyurganlığını eleştiriyorsa düzeni yenileme gücünü yitirmez.

Ütopya tartışmaya, eleştirmeye açık bir olgu olarak aklımızı aydınlatmaktadır. Çok eski bir gelenekten uzanan öykünün günümüzde de atan canlı damarı durma güçlenecektir. Yineleyelim, ütopya bence soyut bir kavram değildir.

14 Şubat Dünya Öykü Günü’nü sevinçle kutluyoruz.

FÜRUZAN
P:E:N Türkiye Merkezi
*************************************************************

2012 Dünya Öykü Günü Bildirisi / İnci Aral

Öykü Işıktır.

İlk günden bu yana insan, kendi serüvenini kaydetme ve geleceğe bırakma arzusu duydu. Sesleri, işaretleri müziğe, büyüyü oyuna, tanrıları yontuya, renk ve biçimleri nakışa, deneyimini yaratıcılığıyla sanata dönüştürdü.

Duygu ve düşüncelerini, hayallerini, varoluş mücadelesini, tüm hallerini, sözden yazıya, çağlar boyu dilden dile aktardı, sessizliği söze, somutu soyuta, olağanı olağanüstüne taşıdı. Masallar, destanlar, mitler ve öykülerle insanlığın ortak belleğini oluşturdu.

Öykü, ilk saf anlatıdır. Ortak belleğin yankısı, insan aklı ve sezgilerinin alçak gönüllü ama coşkulu dilidir. Kalbin iyiliğiyle, aşkla, zihnin imgeleriyle canlanır. Yaşamın genişlik ve devingenliği içinde, hiç bıkmadan yeni, özgün ve güzel sözü ararken fark edilmeyenin peşinden gider. Gücünü derinliğinden, keşiflere uygunluğundan, sınırsızlığını dilinin insani özle yoğrulmuş oluşundan alır.

Öykü şifre çözmez, ulaşmaz. Tözünü* korumak için incelikle direnir. Kimi zaman yaşamsal bir tepki, kimi zaman huzursuzluk ya da küçücük bir mutsuzluktur. Açık bırakılmış bir kapı, bir haklılık çığlığıdır.

Bütün sahici ve derin öyküler insanı, yaşamın olmazlıkları için gücendirir ve sınırları genişletme arzusu duyururlar. Her benzersiz öykü, insanın çileli ama görkemli varoluşuna karanlıkta kalanı görünür kılan bir çakımlık ışık düşürür.
Işığınız sürekli, Dünya Öykü Gününüz kutlu olsun!

İnci Aral
* Töz: Asıl, cevher

*************************************************************

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder