22 Kasım 2010 Pazartesi

Mahir İz Hoca


MAHİR İZ
(1895 - 9 Temmuz 1974)

Mahir İz Hocamı unutamam... Kendisi edebiyat öğretmeniydi. Arkadaşlarla Mahiz İz Hocayı alır, Baltalimanı sahiline gider, caminin yanında sohbet ederdik. Cumhuriyet tarihini yaşamış bir insan...

Hoca, elindeki poşeti açar, "Buyurun çocuklar, yengeniz size kurabiye yaptı" der, ikram ederdi. Cami imamı da bir demlik çay getirirdi. Sohbetlerimiz cami teraslarında yahut bahçede olurdu. Ona sorular sorardık, o da hatıralarını anlatırdı...

Hepimiz öğretmenlerden çok şey öğrendik. Öğretmenler yalnız bilgileriyle değil hayat şekilleriyle de bize çok şey öğretti. Bugünkü insan hangi yaşta olursa olsun öğretmenlerin tezgâhından geçmiştir. Her millet her devlet öğretmenlerin meyvesidir.

Çocuk için öğretmen çok şey demektir. Çünkü çocuk, ebeveyni cahil, öğretmeni alim bilir. Bu sebepten çocuğumuzu yazdırdığımız okul önemlidir. Çocuğumuzun öğretmenleriyle tanışmak faydalıdır.
Hekimoğlu İsmail, Zaman, 4.11. 2010
*
Mahir İz Hocaya sormuşlar:

-Keskin bir hafızaya nasıl sahip olunur?

-Evladım biz Osmanlı mektebine gittik. Bize ilk gün "Yolda nasıl yürünür" bunun kaidesini öğrettiler. Göz ayağın ucunda olacak yürürken.
Gözümüz hep ayağımızın ucundaydı. Hep önümüze bakardık.

Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz.

Ona bak, şuna bak. Sizde hafıza olmaz.

Günahı göz işler de belasını gönül çeker.

Gözler bakar, gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar.
http://webcache.googleusercontent.com/
*
Mahir Bey renkli bir adamdı. Ele avuca sığmazdı. Osmanlının bütün zevkini yaşamıştı.

Coşkulu bir adamdı. Aklına düşer bir yere gider. Gittiği yerlerde şiirler okunur. Sohbetler olur. Tabi evin nafakasını bırakıp gider. Giyimine çok dikkat ederdi. Hocayı yeni bir kat elbiseyle görürdük pırıl pırıl giyinirdi. Sonradan öğrendik. Yaz başında bir takım alır. Sonbahar geldi mi onu bir fakire verir. Yenisini alır. Böyle yapar.

Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır. Hemen verir. Beklemek yok. Hal adamıydı. Gökyüzünü anlatsa farklı anlatır, denizi anlatsa farklı anlatırdı. Bir seferinde yanındaki gençlere haydi Zeynel’i ziyarete gidelim diyor. Bir arkadaş da türbeye gidilecek sanıyor. Zeynel bir muhallebecinin ismi. Sonra haydi ikindi namazını edaya, diyor. Böyle alem bir adamdı. Benim edebiyat zevkini aldığım insanlardan biriydi. Küçücük torununa Cenab Şehabettin’in Elhan-ı Şita’sını ezberletmişti. Bir akşam gittiğimizde okutmuş coşkuyla dinlemişti. Çocuğa ‘söyle bakim ne demek murgan’diyor; çocuk’ kuşlar diye cevap veriyor… Muallimlik kanına işlemişti.

MAHMUT BIYIKLI / HABERKULTUR.NET

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder