22 Kasım 2010 Pazartesi

İstiklal Marşı


İstiklâl Marşı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Milli marşıdır. Marşın sözlerini Mehmet Akif ERSOY yazmış, bestesini Zeki ÜNGÖR yapmıştır.

Türk Kurtuluş Savaşı'nın en çetin döneminde, bir millî marşa duyulan gereksinmeyi göz önüne alan Milli Eğitim Bakanlığı, 1921yılında bunun için bir şiir yarışması düzenledi. Yarışmaya 724 şiir gönderildi. Kazanacak şiire para ödülü konduğu için başlangıçta Mehmet Akif katılmak istemedi. Ama millî eğitim bakanı Hamdullah Suphi'nin (TANRIÖVER) ısrarı üzerine, ödülsüz olmak şartıyla o da şiirini gönderdi.

Yapılan seçim sonunda, Mehmet Akif'in 20 Şubat 1921'de yazdığı "Kahraman Ordumuza" sunusunu taşıyan şiiri 12 Mart 1921 günü büyük çoğunlukla TBMM'nce İstiklâl Marşı kabul edildi. Aynı yıl bir de beste yarışması açıldı, ama kesin bir sonuç alınamadı. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığı'nca Ali Rıfat ÇAĞATAY’ın (1867–1935) bestesi uygun görülerek okullara duyuruldu. 1924'ten 1930'a kadar marş bu beste ile çalındı. O yıl bunun yerini, Cumhurbaşkanlığı Orkestrası şefi Zeki ÜNGÖR'ün 1922'de hazırladığı bugünkü beste aldı.

Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı'nda, Kurtuluş Savaşı'nın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğine ve özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, hakka, yurduna ve dinine bağlılığını dile getirir. Şiirin bütünü, dörtlükler halinde yazılmış kırk bir dizedir. Sonuncu bölük beş dize.

İSTİKLÂL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.



Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl...
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl!

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı:
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.

Ruhumun senden, İlâhi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne nâmahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerîhamdan, İlâhi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır  ruh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

Mehmet Âkif Ersoy

1 yorum:

  1. Merhabalar Sayın Hocam,

    İstiklal Marşı ile şair Mehmet Akif Ersoy'un Türk milletine verdiği mesaja tercüman olmak maksadıyla kendi çapımda ufak bir inceleme ve araştırma yaparak bu araştırmalarımdan elde ettiğim bilgiler ışığında İstiklal Marşı'ndan çok az bir kısmını kapsayan açıklamalarımı aşağıda sizlerle paylaşmak istedim:

    “Korkma” sözüyle başlayan İstiklal Marşı’nda şair, Türk milletine: “Endişen yersiz…” mesajı vermektedir. Çünkü Türk milleti endişe içindedir. İşgal altında olduğundan dolayı tutunacak dal aramaktadır . Uzun süren savaşlar nedeniyle yetişmiş asker, silah, cephane, yiyecek, giyecek ve lider sıkıntısı çekmektedir. Tüm bunların yanında morali çökmüştür. İşgalin verdiği acı onun endişesini artırmaktadır. En büyük korkusu, bağımsızlığını kaybetmektir. Şair burada Türk milletine ümit vermektedir.

    “Sönmez” sözü nedeniyle Türk bayrağını yanan bir aleve benzeten şair, bu alevin asla sönmeyeceğini ve Türk bayrağının yanan bir alev gibi alacakaranlığı aydınlatmaya devam edeceğini vurgulamaktadır. “Şafak” kelimesi Arapça’da güneşin batmak üzere olduğu an anlamına gelmektedir. Türkçe’de ise tam tersi bir anlamda yani güneşin doğmak üzere olduğu andır. Şair birinci kıtada “şafak”ı Arapça anlamıyla, son kıtasındaki “şafak”ı ise Türkçe ‘deki anlamıyla kullanmıştır. Neden birinci kıtada Türkçe anlamıyla kullanmak gereğini hissetmiştir? Çünkü, burada Türk devleti işgalden dolayı batmak üzere olan güneşe benzetilmiştir.

    Türk devleti güneş ile bu devletin içinde bulunduğu hal de şafak ile özdeşleştirilmiştir. Yanan bir aleve benzetilen Türk bayrağı karanlığı aydınlatır. Ama eskisi gibi güçlü dalgalanmamaktadır. Bu nedenle şair burada yüzen kelimesini kullanmıştır. Şairin aslında burada söylemek istediği şey şudur: “Endişelerinde haklısın, her şey kötü görünüyor ama korkma, Türk bağımsızlığının sembolü olan bu bayrak asla gönderden inmeyecektir…”

    Ve de şairin dediği gibi oldu ve Türk bayrağı asla gönderden inmedi ve sonsuza dek te inmeyecektir...

    YanıtlaSil