22 Kasım 2010 Pazartesi

Geçmiş Zaman Olur ki / Newbahar


GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ

Siyah önlük giydiğimiz beyaz yıllardı...
Kimimiz bodye, kimimiz önlük kimimizde karalık derdi üzerimizdeki okul formasına.
Bir türlü, dilleri öğretmen demeye dönmeyen, öğretmenin tüm ikazlarına rağmen her seferinde ''ürtmenim'' diyen arkadaşlarımız vardı.

Kara kış bastırınca, havalar soğuyunca önlük altına pantalon giymek farz olurdu. Kimimiz kırmızı, kimimiz yeşil kimimizde rengarenk çiçekli pazen pijamasını çekiverirdik altımıza. Ve yine öğretmenin tüm ikazlarına rağmen beyaz kilotlu çorap giymemekte direnen bir inadımız vardı. Böylelikle siyah önlükde biraz renklenmiş oluyordu.

Kışın en gözde aburcuburu iğde ve patlamış mısırdı. İğde tozuna bulanmış önlük ceplerimizden çıkarttığımız iğdeleri paylaşmak büyük bir keyifti. Biraz hali vakti iyi olan arkadaşlar ceplerine ekstradan lokum, leblebi, bisküvi ve kuru üzümde koyarlardı ki, bu lezzet armonisinin tadına yemeyen varamazdı. Ve biz yine öğretmenimizin bütün ikazlarına rağmen ders vakti yemek arzusuyla öten boğazımıza hakim olamazdık!...


Bakkaldan alınan lastik topun ilk, yeni kokusu farklıydı. İstop oynarken topu ilk kapan, o dayanılmaz lastik kokusunu içine çeker ve topu havaya yeniden fırlatırdı. Nice toplarımız okul bahçesinde ki heybetli çam dallarında yerini bulmuştur o yüzden. Bizi, ağaçların dallarına zarar vereceksiniz diye uyaran müdüre ne demeli! Biz yinede emir büyük yerden gelmiş olsada istop oynamakta kararlı neferlerdik.

Önlük kara, kış kara; soğuktan çatlayan ellerimiz vardı. O beyaz yıllarda şimdi ki gibi insanların yürekleri değil, yalnız elleri kanardı. Yatmadan evvel güzelce sabunla yıkayıp kremlenmesi lazım gelirdi o çatlamış ellerin. Sabunlardık sabunlamasına lakin krem ne ola ki öğretmenim!


Öğrendik ki Arko Yağlı kremmiş. Arko'yu kim kaybetmiş ki biz bulacaz köy yerinde, ''arkosu yok ama yağı var ürtmenim'' diyen arkadaşlar vardı.

Ve yine; öğretmenin bütün ikazlarına rağmen ertesi gün okula zeytinyağlı elleriyle gelen arkadaşlar vardı.


Gökyüzünün ve bizlerin hüngür hüngür ağladığı bir gün vardı... 10 Kasım. O gün illaki beyaz yakalar çıkartılır, Atamızın büstünün iki yanına meşaleler yakılırdı. Yüzümüzde ki çocuk gülümseme silinir, okunan ATAM şiirleriyle dertlenirdik. ''Bugün Atatürk ölmüş'' diye salya sümük ağlayan kızlar vardı. Ve bütün bu matem havasının üzerine o günü yas ilan eden beyinler vardı.

Bembeyaz yıllardı kara kışın aksine. Okul hademesi Mahmut Abinin elinde ki çanla kapıda görünmesiyle yağcılık olsun diye en ön saflarda yer alan öğrenciler vardı. Şimdi ki siyasetten apayrı, birbirimizi itip kakmaktan daha öteye gitmeyen bozuk bir düzenimiz vardı.

Ve bizim yine, öğretmenin ikazlarına rağmen arka sırada çene çalmaya müsait bir sıramız vardı.

Eskimiş pabuçlarımız vardı; kar sularının çoraplarımıza kadar işlediği. Kimileri vardı ''babıcım yırtıldı ürtmenim'' diye hüngür hüngür ağlayan, kimileri vardı ki yeni alınmış kara lastik naylon ayakkabılarının çamurlarını elleriyle sıvazlayan. Hele ıslanınca öyle bir parlardı ki o karalastik, rugan ayakkabı yanında hlt etmiş.

Ve biz vardık; öğretmenin, ''büyüdünüz artık, akıllı olun'' ikazlarına rağmen çocuk olarak kalmayı bilen. Biz vardık çarda çamurda oynayan, bahçelerde koşuşturan , çocukluğumuzu doyasıya yaşayan.

muhabbetle

1 yorum:

  1. Sizi gönülden kutluyorum. Böylesi özel bir günde emek verdiğiniz bu çalışmalar gerçekten çok özel.

    Öğretmenler gününüz kutlu olsun. Saygı ve selamlar Newbahardan

    YanıtlaSil