22 Kasım 2010 Pazartesi

Atatürkçü Düşüncenin Bekçisi Öğretmen / Sabahattin Gencal

Öğretmenler!...
Cumhuriyet, fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.
Yeni nesli bu nitelik ve kabiliyette yetiştirmek sizin elinizdedir. (25.08.1924, Öğretmenler Birliği Kongresi Üyelerine.)
M. K. Atatürk




ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCENİN BEKÇİSİ ÖĞRETMEN
                                              
I
            Bu çalışmanın konusu en genel anlamda öğretmendir.
            Yaygın deyişle Tanrı mesleğinde çalışan, açık  deyişle insanı yetiştiren, kişi yapan öğretmenin incelenebilecek bir çok yönü vardır. Burada düşünce bekçiliği üzerinde durulacaktır.
            Bir şairin deyişiyle uzaydır düşünce. Sonsuz genişliği, boyutları olan düşünceyi ele almak mümkün görülmemektedir. Onun için Atatürkçü düşünceden, bu düşüncenin bekçiliğinden söz edilecektir.
            Bekçinin sözlük anlamı, bir şeyi veya bir yeri bekleyip korumakla görevli kimsedir. Atatürkçü düşünceyi beklemek onu dondurmak olur, kalıplaştırmak olur ki bu Atatürkçülüğe aykırıdır. Onun için, bu çalışmada bekçilik Atatürkçü düşünceyi ana doğrultusundan saptırmadan, temel ilkeler çerçevesinde, paralelinde geliştirmek, öğretmek en önemlisi de hareket haline getirmek anlamında kullanılmıştır.
            Kısaca bu çalışmanın konusu Atatürkçü düşüncenin bekçisi öğretmendir.
           
Bu çalışmanın amacı ne öğretmenliğin önemini, kutsallığını anlatmak, ne de Atatürkçü düşünceyi anlatmaktır. Amaç milletçe kalkınmak için Atatürkçü düşüncenin hareket haline dönüşmesinin gerekliliğini, bunun da öğretmenin önderliğinde gerçekleşebileceğini vurgulamaktır. En azından bu konuda yapılan çalışmalara katkıda bulunmaktır.
           
Bu yazı kütüphane çalışmasıyla yazılmıştır. Atatürk ve Atatürkçülük üzerine bir çok yazı yazılmıştır, yazılmaktadır. Bunların tümü okunmamıştır kuşkusuz; ancak Atatürk’ün sözleri üzerinde özellikle durulmuştur.
           
Atatürk diyor ki deyip bazı yargılara varmak Atatürkçülüğü tam anlamamaktır. Atatürk “falan filan derki …”  sözlerini uygun görmemiştir. Buna rağmen çokları Atatürk’ün sözlerini istismar etmiş ve kendi görüşlerini pekiştirmek için araç olarak kullanmışlardır.
            Atatürk’ün sözlerini, söylediği günün şartlarına göre değerlendirmek gerekir. Taktik icabı söylediği söz-ler vardır ki bu sözleri ancak Atatürk’ün stratejisini bilenler yorumlayabilir. Onun için her şeyden önce Atatürk’ün stratejisini başka deyişle genel anlamda da olsa Atatürkçülüğü iyi bilmek gerekir. Bu konunun öğretmeni olmak gerekir. İşte bunun için öğretmenlere büyük görevler düşmektedir.
            Bu çalışmada Atatürkçülük doğrultusunda Atatürk’ün sözlerinden yararlanılmıştır. Öğretmen olmamız bu yararlanma işini kolaylaştırmıştır.

II

            “Atatürkçülük nedir?” sorusuna doyurucu cevaplar verilmemiş değil. Veriliyor, temel ilkeler sıra-lanıyor; ama ezbere sıralanıyor. Ezber düzeyinde kalmak Atatürkçülük değildir. Ezberin, anlamanın ötesinde, ileri-sinde olmak gerekir. Öğrenme, yapma düzeyinde cevap verebiliyor muyuz?
           
Atatürkçülük muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmaktır. Kısaca çağdaşlaşma hareketidir. Çağdaş mıyız? Nasıl çağdaş olabiliriz?
            Bu sorulara cevap verebilmek için çağın özelliğini bilmemiz gerekir. Atatürk’ün Nutku İstiklâl Savaşına başladığımız zamanki durumu tespit etmekle başlamıyor mu? Atatürkçüler de aynı yöntemi kullanarak çağdaş-laşma hareketinde mevcut durumu tespit ederek, öneriler geliştirerek harekete geçilmelidir. Burada Atatürkçülüğün bir yöntem olduğuna işaret etmiş oluyoruz. Yukarıda çağdaşlaşma dedik. Yani Atatürkçülük çağdaşlaşmak için bir yöntemdir. Bilimsel bir yöntem olduğunu söylemeye gerek var mı? Bütün okullarda, bir çok yerde “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.”yazmıyor mu? Kimileri Atatürkçülüğü bu vecizeye özetlerler. Atatürk de buna işaret ediyor:
           
“Devrin Milli Eğitim bakanı Dr. Reşit Galip’in Mustafa Kemal’e yönelttiği bir soruya Atatürk’ün verdiği cevap şu olmuştur:
           
Ben manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman süratle dönüyor, böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek aklın ve ilmin inkişafını inkâr etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar.”[1]
           
Atatürk’ün manevi mirasçıları öğretmenler ve diğer bütün aydınlar kalkınma hamlesine etkin olarak katılmak zorundadır. Çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak istiyorsak tabii.
           
Çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkmak için çağın özelliğini bilmemiz gerektiğini yukarıda söyle-miştik. Konuya tekrar kısaca değinmek için şu soruya cevap getirelim: Hangi çağda yaşıyoruz?
           
Kırklı yıllarda atom çağında, elli altmışlı yıllarda uzay çağında, yetmişli seksenli yıllarda bilgisayar çağın-da … Yarın da başka çağdan söz edilecektir. Tabii her toplum bu çağlara ulaşmamıştır. Ama her toplum bu hızlı çağ değişiminin sıkıntısını çekiyor. Onun için bazı top-lum bilimciler bunalım çağında yaşadığımızdan söz edi-yor ki biz de aynı düşünceye katılıyoruz. Bunalım çağın-da yaşıyoruz.
            Bunalım çağından ancak ve ancak Atatürkçü düşünce ışığında, Atatürkçü düşüncenin harekete geçme-siyle çıkabiliriz. Atatürkçü düşüncenin sistemli bir biçimde, evet lâf-ı güzaf biçiminde değil sistemli bir biçimde ancak öğretmenler tarafından öğretileceğinin de bilinmesi gerekir. Söz şuraya geliyor: Kalkınmak için insan unsuru önemlidir. Öğretmen çok çok önemlidir. Eksen olacak öğretmen, eski gücüne, saygınlığına kavuşacak; daha doğrusu kavuşmalıdır.Atatürk’ün baş öğretmenliği benimsemesi belki de bu gerçeğin daima hatırlarda kalması içindir. Evet Atatürk baş öğretmen olmuştur. Asıl kişiliğinin öğretmenlik olduğunu söylemiştir:
           
“Kendisinin çeşitli yönlerini yazdığı şiirde öven Behçet Kemal Çağlar’a “Behçet, olmamış, Benim asıl bir niteliğim  var ki onu hiç yazmamışsın. Benim asıl kişiliğim öğretmenliğimdir.” diyerek kendisi için en önemli mesleğin  öğretmenlik olduğunu belirtmiştir.”[2]
           
Bu konuyu aşağıdaki alıntıyla özetleyebiliriz:
            “Milletimizi gerçek saadet ve selâmete ulaştıracak, bizlere ve gelecek nesillere Atatürkçülüğü öğretecek ve uygulatacak araç eğitimdir. Ancak eğitimin başarılı olması gerekir. Eğitimin başarısı irfan ordusunun başarısıdır. İrfan ordusunun özü ise öğretmenlerdir.
            Atatürkçü eğitim sisteminde dikkate alınacak temel nitelik, Atatürkçülüğü öğretme de ve öğrenme de aynı şekilde gereklidir. Bu da fikir ve hareketi beraber yürütmek ilkesidir. Atatürkçülükte fikir mutlaka harekete dönüşmelidir.”[3]
                                              
III
            Bunalımdan kurtulma ve uygarlaşma savaşındayız. Bu savaşı kazanmamız için her şeyden önce tarihimizi, kendimizi tanıyacağız, yaptıklarımızı küçüm-semeyeceğiz. Kendimize güveneceğiz. Aşağılık hissinden kurtulmalıyız. Başka deyişle yaptıklarımızla övünmeliyiz ve kendimize güven ve ümit aşılamalıyız. Güven içinde çok çalışmalıyız. Daha çok çalışmak mümkündür., daha çok çalışmak mümkündür.
            Böyle tarihi ile övünen, kendine güvenen çalışkan kişileri, nesilleri öğretmen yetiştirir, yetiştirecektir.
           
Öğretmenler, yeni nesli Cumhuriyetin fedakâr öğretmen ve terbiyecileri sizler yetiştireceksiniz. Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır. Eserin kıymeti sizin maharetiniz ve fedakârlığınız derecesiyle orantılı olacaktır.” diyen Atatürk’ün bütün sözleri gereği gibi yorumlanırsa  Atatürkçü düşüncenin bekçisinin öğretmen olduğu anlaşılır. Bu anlayışla öğretmene görevini en etkin biçimde yapacak ortam sağlanmalıdır. Bunun için vakit geçmemiştir henüz; ama geçmek üzeredir. Gereğini yapalım. “Hayırlı işlerde acele edelim.”   
                                              
Derince-İzmit, 1987


[1] Prof. Dr. Giritli, İsmet, Atatürkçülük İdeolojisi, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s.100
[2] Ord. Prof. Dr. Irmak, Sadi, Atatürk’ten Anılar, 1978, s.26-32

[3] . Org. Öztorun, Necdet, Atatürkçülükte Türk Devletinin Dinamik İdeali, Atatürk araştırma Merkezi Dergisi, s. 651

4 yorum:

  1. hocam atatürkçülüğü milli eğitimin temel amaçlarından çıkardılar, kanun hükmünde kararnameyle. kemalizmin de bittiği söyleniyor bugünlerde. ne dersiniz?

    YanıtlaSil
  2. Merhaba Adsız,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    TBMM Kanun Hükmünde Kararname yetkisinin çok sınırlı olarak verilmesi; bu yetkinin de çok çok düşünülerek kullanılması gerektiği düşüncesindeyim.
    Milli Eğitimde reform şarttır; ancak bu reforma böylesine bir başlangıç yapmak doğru olmamıştır.
    Atatürkçülük tek kelimeyle akılcılıktır. Aklımızı kullandığımız sürece çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma umutlarımız devam edecektir.
    Hayırlı günler dileğiyle.

    YanıtlaSil
  3. Hocam, beyninize, tecrübenize ve kaleminize sağlık..
    Öğretmenler, sadece Atatürkçü düşüncenin değil, vatandaşlığın, işverenliğin,işçiliğin,anneliğin, babalığın, evlatlığın,aile olmanın, dinin, kültürün, özgürlüğün, ulusal duruşun, ulusal güvenliğin, ulusal doğru ve yanlışların, bilimin ve bu ülkenin her bir vatandaşının tek-tek ve toplu olarak yarınlarının bekçisi,güvencesi ve ışığıdır. Çünkü: Bir insanın dünyayı, çevresini,ailesini ve kendisini algılama ve anlama kabiliyeti kendi bilgi ve tecrübe dağarcığı ile sınırlıdır. Bu sınırları geliştiren, büyüten algılama ve anlama seviyesini yükseltebilecek olan unsur eğitim ve öğretim kurumlarındaki iyi yetiştirilmiş öğretmenlerdir.
    Bundan çok değil sadece 20 yıl kadar öncesine kadar devlet elinde olmasına rağmen, sayısı çok az olmasına rağmen, sağ-sol çatışmaları yüzünden neredeyse yılın yarısı derslere girilemezken bile üniversitelerimizin eğitim düzeyleri 1inci dünya ülkeleri ile boy ölçüşe biliyordu. Öğretim görevlilerinin kültür seviyeleri çok yüksekti. Oysa 1inci dünya ülkelerindeki olanaklar üniversitelerimizde yoktu.Ancak, Üniversitelerin hocaları ülke sorunlarını ilk dile getirenler oldukları gibi çözümleri de sunanlardı.Bunları siz benden çok daha iyi bilirsiniz.
    Öğretmenler öğrencilerinin kendilerinden daha başarılı olmaları için - aldıkları üç kuruşa rağmen yılmadan emek veriyorlardı.
    O zamanlar öğretmenlere daha yüksek ücretler veren özel okullar yoktu, özel derslerden de kazanamıyorlardı bugün olduğu gibi ama aldıkları maaş ile bugünkü gibi aç kalmıyorlardı. Bundan daha önemlisi 'öğretmen' sıfatı öylesine saygındı ki başbakanlar, milletvekilleri, en zengin patronlar dahil öğretmeni önünde saygı ile ceketini ilikleme gereği duyardı.Öğretmen için en büyük ödül buydu.
    Bugün olduğumuz noktada ise, öğretmenler bile aydın değil..öğretmenlik mesleği patronları ve velileri tatmin etmek önceliğini taşıyor.parayı bastıran saygın olduğu için öğretmenin saygınlığı da yok..Adım adım bu noktaya getirildi..
    Doğrusunuz, Atatürkçülük sürekli yenilenme - sürekli aydınlanma demektir. Bir döneme saplanıp kalmak değil. O şartlarda bile Atatürk yetenekli gençleri burslarla Avrupa'da okutup Türkiye'nin gelişmesinde yararlandı. Çok zor şartlarda üniversiteleri yükselttik..sonra ne oldu? Aydınlığın yayılmasını tehlikeli bulan karanlıklar önünü kesti ellerine geçen fırsatları değerlendirerek..bugün teknoloji var..imkan var ama güneşin önündeki bulutlar ışığı kesmiş durumda..çünkü öğretmenlerimiz öğretmenlik yapamıyor..eğer bir toplumun gelişmesini istiyorsanız, iki unsur çok önemli: öğretmenin ve kadınların eğitimli ve aydın olmaları...
    Bugün öğretmen ve kadınlarımızın durumu ortada..üniversitelerimizin durumu da ortada..copy-paste tezler hazırlandığını daha yeni okuduk..başka yoruma gerek var mı?? Ben her şeye rağmen umutsuz değilim çünkü güneşi çamurla sıvamaya kalkan hiç kimse becerememiş..elbette bulutları da bir rüzgar öteye taşır..ben öğretmenlerin rüzgarına inanıyorum...içinde oldukları şartları iyileştirmek yine onların elinde..onların yetiştirdiği beyinler ancak onların itibarların iade edebilir..
    uzun oldu özür dilerim ama bu konuda çok konuşmak çok anlatmak çok tartışmak gerek diye düşünüyorum..

    YanıtlaSil
  4. Merhaba Yaşamak,
    Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
    Yorumunuzdaki düşüncelere katılıyorum.
    Güzel düşüncelerin; bireylere olduğu kadar topluma ve insanlığa yararlı düşüncelerin gerçekleşmesi dileğiyle.

    YanıtlaSil