18 Mart 2016 Cuma

Benin yalnızlığım anlatılamaz ki ...

Sabahattin Gencal



Yüce Allah (c.c), sebepler dahilinde Kâinatta sayısız tür yaratmıştır. Her türün birbirlerinden farklı olduğu görülmektedir. Dikkatlice incelenirse  aynı türde olanların da birbirlerinden farklı olduğu görülür. Örneğin kar tanelerinin her biri birbirlerinden farklıdır. Kuşlar birbirlerinden farklıdır. Aynı kuş türü içindeki kuşlar da birbirinden farklıdır. Uzatmaya gerek yok tüm yaratıklar birbirlerinden farklıdır. Tabii, insanlar da…

İnsanlar cins, renk, beden, duygu ve düşünce… vb. bakımlardan birbirinden farklıdır.

İnsan biriciktir, tektir.

İnsan insana benzer. İnsanların benzer noktaları elbette vardır.

İnsan bireysel bir varlık olduğu kadar sosyal bir varlıktır da. İnsanın sosyalliği birbirlerinin eksiklerini tamamlamak ve geliştirmek, benzer noktalarını da geliştirmekle anlaşılır. 

İnsan insanı anlamazsa, açık deyişle bir birey diğer bireylerin duygu ve düşüncelerini bilemezse; diğer bireylerin davranışlarını analiz edemezse sosyalleşme olur mu?  Birlik ve beraberlik olur mu?

Günümüzde herkes “bir olun, birlik olun, diri olun, güçlü olun” diyor birbirine.  Çok doğru. Bu konuya ekleyecek bir düşüncem yok. Bu konuyu açmamın nedeni toplumsal birliğin, düzenin sağlanmasına katkı sağlamak değildir. Aslında böyle bir katkım olabilseydi ne kadar memnun olurdum bilemezsiniz.
*

Bu yazımda bireyin kendisini toparlaması, duygu, düşünce ve davranışlarının ahenk içinde olmasının sağlanması gerektiğini belirtmek istiyorum. İstiyorum; ama bunun için uygun bir terim bulamıyorum. “İnsanın kendisiyle barışık olması” sözü çok yaygındır; ancak, ben bundan söz etmeyeceğim. “İnsanın toparlanması” sözü de yaygındır.” Bundan da söz etmeyeceğim. İnsanın çelişkilerinden de, ruh sağlığından da söz etmeyeceğim.  Bütün bu konuları ders kitaplarında okuduk. Benim anlatacaklarım ders kitaplarında rastlamadığım kendime özgü duygu ve düşünceler. Başta her şeyin farklı olduğu konusundaki girişim biraz da bundan.

Duygu nedir?
Duygu, bireyin ruh halinde biyokimyasal (içsel) ve çevresel tesirlerle etkileşiminden doğan kompleks  psikofizyolojik bir değişimdir. Kişiye özgü sağlık duyusunu belirleyen temel faktör olup, insanın günlük yaşamında merkezi bir rol oynar.
( Vikipedi, https://tr.wikipedia.org/wiki/Duygu )

Düşünce nedir?

İnsana özgü olan düşünme faaliyetinin, iç ya da dış uyaranlara yanıt olarak gelişen düşünme ediminin ürünü; insanın zihinsel faaliyetleri ile dış uyaranlar arasında kurduğu bağlantının sonucu olan şey. Kişinin bir konu üzerindeki yargısı, bir nesnenin fikirlerle oluşturulmuş soyut tasarımı; bilinçli insan varlığının kavramları birbirine bağlamasını ve yeni bilgilere ulaşmasını mümkün kılan işlemler, süreçler bütünü
(http://www.turkcebilgi.com/d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce)
*
Sayısız duygu ve düşünce tanımı var, internetten iki tanım yazıverdim.  Dikkat edilirse bu tanımlarda da kişiye özgülük vurgulanmakla birlikte toplumun etkileriyle oluşan bir komplekslikten de söz ediliyor. Toplumun etkisi doğal olmuyor tabii. Bazen eğitimin etkisi oluyor, bazen dayatmalar oluyor, bazen çeşitli nedenlerle beyin yıkamalar oluyor.

Toplum ne tür etkili olursa olsun insanları tornadan çıkmış gibi yapamıyor. Yine de farklılıklar oluyor.

Medeni toplumlar, kültürlü bireyler farklılıkları doğal karşıladığı gibi ayrıca zenginlik olarak da niteliyor.
*
Baskıcı, dayatmacı toplumlarda duygular bacadan çıkamayınca insanın içi zehirlenir. Düşünceler kapıdan çıkamayınca insan kendini tutsak kabul eder. Günümüz Türkiye’si böyledir demek istemiyorum. Bu anda ben böyleyimdir. Kendi halimi arz ediyorum.

Binbir duygum var, binbir de düşüncem. Yılların birikimlerini saymıyorum. Onları da sayarsak ne olur acaba?

Şimdilik sadece “yalnızlık duygu”sundan söz edelim.

Duygu göreli bir kavram. Şunun duyguları, onun duyguları bir yana kendi duygularımdan söz edeceğim. Daha doğrusu yalnızlık duygularımdan söz edeceğim.

Kendi duygularım da göreli değil mi? Evet, bebeklik, çocukluk, ergenlik, delikanlılık… uzatmayalım ömür dönemlerindeki yalnızlık duyguları farklı farklı. Anneden, babadan, kardeşten…aileden ayrı kalmanın. Bir de eşten ayrı kalmanın duyguları da farklı.

52 yıl öncesine gidiyorum şimdi. Mesai süresinde eşimden ayrı kalmanın duygusu farklı. Bir yere gidince birkaç günlük ayrılık duygusu farklı. Askere gidince… Farklı kelimesini çok kullandım. Umuyorum ki farkı fark ediyorsunuzdur.

Emekli olduktan sonra, eşim rahatsız olduğundan ancak zorunlu durumlarda dışarı çıktım. Hep beraberdik.

Ek bir paragraf yazayım. Eşim teyzemin kızı. Teyze çocukları birbirlerine benzeyebilir; ama bizim benzerliğimiz çok daha ileri. Ayrıntıya girmeden şu kadarını söyleyeyim kan değerlerimiz de aşağı yukarı birbirinin aynıydı. Onunla sanki bütünleşmiş olduk. Bir insan gibiydik. Bunu niçin yazdım ki? Şunun için; eşimin ölümü bana sadece yalnızlık  duygusu yaşatmadı; adeta yarım gitti. Yalnız adam değil yarım adamım artık.

Yukarıda lafı evirip çevirdim. Yalnızlığın ne olduğunu kitaplarda okuduğumuzu yazdım; ama “yarım adam olmak” konusunu işleyemiyorum. Fiziksel olarak yarımlık anlatılabilir, belki başka bakımlardan da anlatılabilir. Ancak kalbimin yarısı, inşallah Cennet Bahçelerineyken diğer yarısı dünya cenderesinde.  

Şair değilim ki duygularımı gökyüzüne salıvereyim, psikolog değilim ki durumumu açıklayıvereyim. Sanatçı değilim ki yalnızlık şarkıları besteleyeyim.  Bilim adamı değilim ki sizleri aydınlatıvereyim.

Çocuklarıma söz verdim duygusal olmayacağım. Kendime söz verdim kendimi dağıtmayacağım. Okurlarıma söz verdim, ara sıra da olsa yazacağım. Tabii, becerebildiğim ölçüde.

Yazmam biraz da oyalanmak için, yoksa bu kadar uzun yazar mıydım?  Bu kadar da kapalı yazar mıydım?  Tek cümle yazardım:

“Benim yalnızlığım anlatılamaz ki…”


Sabahattin Gencal, Başiskele-Kocaeli